Fotoğrafı seviyorum. Fotoğraf sayesinde, başkalarının farkına
bile varmadığı anlamlara, duygulara, ayrıntılara gidebiliyorum.
Fotoğraf sayesinde var olandan aldığım keyif çoğalıyor. Hüznü,
mutluğu, şaşkınlığı, coşkuyu kendimce anlayabiliyorum...
İnsanlar pek çok nedenle fotoğraf çeker, bu nedenler arasında
en yaygın olanı yaşanılan anı zaman içinde dönüp bakmak için
yada, görülen yerleri diğerlerine göstermek için kaydetme isteğidir.
Bu fotoğraflarda konu ve etrafı başlı başına fotoğrafın amacıdır,
diğer koşullar çok önemsenmez. Tek önemli olan konunun net görüntülenmesidir.
Burada amaç konuyu kaydetmek ve daha sonra bunu çevreye göstermektir.
Bu tip fotoğraflar daha çok anı fotoğrafı olarak da
nitelendirilmektedir. Fakat kendine fotoğrafçı diyen bizim
gibiler için konunun hatıra boyutundan çok görsel kalitesi önem
taşır hale gelir.
Birkaç hafta önce bir grup fotoğrafçı arkadaşımızla bir
İstanbul akşamları turuna başladık. Turumuza Ayasofya'dan başladık.
Bir yaz akşamı, etrafta dolaşıyoruz. Güneş kızıllaşmış.
Hiç kimse çekilmesi olağan görülen görüntüler ile
ilgilenmiyor. Kimi yerlerde arnavut kaldırımlarına vuran gün
ışığının peşinde, kimi meydandaki havuza yansımış olan gün
batımı görüntüsünün, kimi ise sokaktaki insanların... Ben
mesela, bir tek Ayasofya görüntüsü çekemedim. Çekemedim çünkü
ışık ve kullandığım film çok uygun değildi, bu nedenle de
istediğim, aklımda canlandırdığım gibi sonuç vermeyecekti.
Elimde sadece net bir Ayasofya görüntüsü olacaktı. Bunun yerine
etraftaki farklılıkları, an'ları yakalamaya çalıştım (zaten
Ayasofya'nın bir görüntüsüne sahip olmak istesem gidip
kartpostalını almanın daha iyi olacağını da düşünüyorum).
Diğer taraftan, kaldırımlardaki insanları, ışıktan parlayan
arnavut taşlarını, bir yaz akşamı turistler ile konuşmaya çalışan
gencin ifadesini, akşam çaylarını içen esnaf tarafından ağacın
altına bırakılan çay bardaklarının mahzun bekleyişini görüntülemek
beni son derece mutlu etti. Benim için o bölgenin an'larını
kaydetmek demek idi bu. O bölgede yaşanan o bölgeye has an'lar...
Ağacın altına konmuş birkaç boş çay bardağının fotoğrafını
çekmek neden Ayasofya'yı görüntülemekten daha fazla zevk versin
diye sormak kesinlikle saçma olmaz. Benim cevabım ise oldukça
basit bir neden: an'lık farklılıkları yakalama istediği. İlkinde
aslında fotoğraflanacak bir şey yok gibi gelse de, kendine has görsel
ve kültürel pek çok malzeme bir arada bulunmakta, bunu fark edip
kendi görüşünüzü katarak o anın bir görüntüsünü elde
etmek sonuçta oldukça heyecan verici bir duygu.
Seyahat etmeyi seven bir fotoğrafçı olarak, çok güzel doğa görüntülerine
rastlama imkanı buluyorum. Bu gördüklerimin hepsinin mükemmel
fotoğraflar olamayacağını da çoğu zaman biliyor olmamdan ötürü
sonuçları gördüğümde şaşkınlık yaşamıyorum. Fakat fotoğraf
çekiminde bunu bilmek önemlidir. İstediğiniz sonucu alamadığınız
bir fotoğrafa bahaneler yaratmak gereksizdir. Bizim görüşümüz
çevredeki pek çok faktörden etkilenir ve bunların hiç biri fotoğraf
filmine kaydedilemez. Mesela sesler, koku, ve hatta bizim içinde
bulunduğumuz ruh hali... Çoğu zaman düşüncelerimizde yarattığımız
görüntüyü fotoğrafladığımızı sanırız; harika bir
manzara, gün batımı yada ilginç bir olay her zaman bizde uyandırdığı
etki ile fotoğrafa geçmez. Sonuçta baskısını heyecanla beklediğimiz
o fotoğrafın bizde hiçbir etki yaratmadığını fark edip üzüntüye
kapılırız. Neden o etkiyi yakalayamadığımızı düşüp
dururuz, sonra kendimizce bazı bahaneler geliştiririz. Biliyorum,
çünkü yaşadım...
Aslında objektif dediğimiz araç son derece soğuk ve duygusuz
bir alettir. Sizin dediğinizi yapar, olanı aynen kaydeder daha
fazlasını katma endişesi taşımaz. Oysa ki gözümüz olayları
son derece sübjektif görebilir, görüntüye duygu katar. Gözümüz
vasıtası ile beyne ulaşan görüntü süreklilik izler, manzarayı
tarar, ilgimizi çeken noktalara odaklanabilir ve ilgi alanımız dışında
kalan kısımları dışlayabilir. Bu nedenle karşılaştığımız
bir manzara yada olay bizi hak ettiğinden fazla etkileyebilir. Ve
yine aynı nedenle, fotoğrafımızda olmaması gereken bir ağacı,
konun arkasında yığılmış çöp torbalarını yada güzel bir
manzarayı bozan gölgeleri, fotoğrafı bastıktan sonra fark
ederiz.
İyi bir bakış, her fotoğrafçının sahip olmak istediği bir
özelliktir. Bazıları bu bakışa doğuştan sahiptir, var olan
bir yetenektir ve biraz çalışarak kolayca geliştirirler. Her
konuda olduğu gibi burada da "yetenek" çok önemli bir
etkendir. Diğer taraftan bir "fotoğraf makinesi gibi görebilmek"
öğrenilerek geliştirilebilir. Fotoğrafçı bakışında en önemli
nokta konunun ötesine bakmak ve makinenin yakalamayı çok sevdiği
o dikkat dağıtan ayrıntılardan konuyu kurtarabilmektir. Konun
etkisini bozabilecek yada dikkati dağıtabilecek unsurları kadrajın
dışında bırakmak kolay değildir, çünkü bazen konu etrafında
ki renk dağılımı, doku veya manzara çok uygun olmayabilir. Bu
durumda yine pek çok durumda olduğu gibi ışık ile farklı bir
etki yaratmaya çalışabilir yada kadrajımızı iyice daraltarak
farklı bir bakış yakalamaya çalışabiliriz. Şekil, ton, doku,
renk, perspektif ve tabii ki ışık gibi faktörlerin etkisini
kullanarak konu üzerinde odaklanma sağlanabilir, konu daha etkili
bir biçimde görüntülenebilir.
Bu konuda küçük bir alıştırma yapalım...Siyah bir yüzeyde
beyaz bir halka düşünün, bu halkayı şekillendirmek ve boyut
katmak için biraz ton katın öyle ki küre şekline gelsin ve sağlam
bir imaj versin. Sonra bu küreye doku katın. Doku bu kürenize
karakter katacak ve onu bir golf yada tenis topu şeklinde farklılaşmasını
sağlayacaktır. Oluşturduğunuz bu şekle renk katarak ona güçlü
bir etki verebilirsiniz. Arka plana da uzaklık ve derinlik hissini
yaratmak için bir obje ekleyebilirsiniz mesela eğer bir golf topu
ise sizin şekliniz, o zaman arka plana bir bayrak yada golf çantası
ekleyebilirsiniz. Şimdi oluşturduğunuz konuya bir bakın, sizce
etkili oldu mu? Gözü rahatsız eden, dikkati dağıtan bir unsur
var mı? Olamaz çünkü bunu biz tasarladık...Özenle oluşturduk,
konuyu aklımızda canlandırdık ve ne olması gerekenden fazlasını
kattık ne de eksik bıraktık.
Evet şimdi sıra geldi sizi hayal kırıklığına uğratan fotoğraf
çekimlerinize bakmaya. Bu fotoğrafların nasıl olmasını istediğinizi
düşünün. İyi bir bakış elde etmenin en kolay yolu her zaman
konuyu önce kafamızda canlandırarak, gerekenden fazlasını
katmadan etkiyi de eksik bırakmadan olmasını istediğimiz fotoğrafı
çekmeye uğraşmaktır. Özellikle başlangıçta her zaman aklınızda
canlandırdığımız görüntüyü elde edemeyebilirsiniz ancak
konuyu ayırt etmeye başladığınız andan itibaren kendinize özgü
bakışınızı kazanmaya da başlarsınız. Bu bakış sizin seçiminizdir,
sizin görüşünüzdür, fotoğraf kadrajınızdır. Kısaca bu artık
sizin fotoğraf bakışınızdır. Aynı konu ile ilgi her bir fotoğrafçının
kendine has bakışı, farklı bir anlatımı, farklı bir yaklaşımı
vardır. Bu nedenle başta fotoğrafçılıkta isim yapmış üstadların
olmak üzere mümkün olduğunca çok fotoğraf incelemenin ve
benzerlerini çekmeye çalışmanın da bu bakışı yakalamayı öğrenmek
yolunda oldukça faydası vardır. Beğendiğiniz fotoğrafların
benzerlerini çekmeye çalışın ve kendi üslubunuzu katarak kendi
bakışınızı ortaya koyun. Çalışmaya başladıktan sonra
kendinizdeki ilerlemeyi fark edeceksiniz.
Fotoğraflarınızı çekerken unutmamanız gereken bir konu da
kadrajınızın sınırlarıdır. O sınırlardan içeriye
beklenmedik umulmadık konular girebilir, bunu çekim sırasında
fark edemezsiniz. Baskınızı aldığınızda sağda solda yarım
kesilmiş bazı görüntülerin varlığı sizi mutsuz eder. Bunun
olmaması için kadrajınızı etrafı istenmeyen konulardan uzak
kalacak şekilde ayarlayın. Hiçbir şeyin girmeyeceğinden emin
olun, özellikle çalışma aşamasının başında iseniz ve çekeceğiniz
konuda vaktiniz yeterli ise kadrajınızın kenarlarını birkaç
kez kontrol edin.
Unutmayın; gözümüz etrafımızı olduğu gibi değil görmek
istediğimiz gibi görmemizi sağlar, fakat makinemiz sadece ve
kesin olarak olanı görür.
Keyifli çalışmalar dileği ile...
A. Mısra Dinibütün
Amatör Fotoğrafçı
|