| Siz
de doğa ile ilgili paylaşmak istediğiniz izlenimlerinizi, anılarınızı
bize yazın |
| Mailinizde, yazınızın başlığını ve isminizin yayınlanmasını
isteyip istemediğinizi belirtin. |
|
|
| Başımız
Göğe Erdi |
| |
| Platoya vardığımızda
beklemediğim kadar
şiddetli bir rüzgarla karşılaştım. Hayatımda bu kadar hızlı
esen bir rüzgar görmemiştim. Kulaklarım uğulduyordu. Kendi konuştuğumu
bile zor duyuyordum. Üstelik bir saatlik kesintisiz tırmanıştan
sonra oldukça terliydim. Ne aptallık diye düşündüm. Ne olurdu
rüzgarlığımı aşağıda bırakmasaydım. Bir an önce yürümeye
devam etmeliydim. Yoksa bu rüzgar beni hasta edebilirdi. Bu kadar
yorgunluğun üstüne, şimdi hiç sırası değildi.
|
|
| Nasıl
bir yerden çıktığımızı anlamak için arkama dönüp
baktığımda, manzara beni şaşırttı. İlk gördüğüm, bulunduğum
yükseklikle aynı hizada ufka paralel, keskin bir çizgiydi.
Çizginin altı bildiğimiz gökyüzü mavisiydi, hafif sisli puslu,
daha ağır ve daha kirli. Oysa üst tarafı daha koyu ve daha önce
hiç görmediğim bir maviydi. Çok berrak ve yalın bir mavi
tonuydu. Havanın yoğunluğunun azaldığını hissedebiliyordum.
Artık ufuk çizgisini göremiyordum. Sadece bu çizgi
vardı. Bu sersemligi üzerimden attıktan sonra bakışlarımı biraz
daha aşağı çevirdim. İşte bu benim çok daha derin bir haz yaşamama
sebep oldu. Uzakta, ayaklarımın altında pamuk gibi bulut kümelerini
gördüm. Demek uçağa binmeden de insan bunu hissedebiliyormuş.
Ama bir fark vardı ? Evet, hareket de etmiyordum. Demek ben de bu
ortamın bir parçasıydım. Bu uçağın penceresinden bakmaktan çok
ama çok daha farklı birşeydi. Yolda gördüğünüz bir ağaç ne
kadar gerçek ve ulaşılabilirse, bulutlarda o kadar gerçek
ve ulaşılabilirdi. Onlara bir fanusun içinden bakmıyordum.
Onlarla aynı yerdeydim. Bu herhalde, televizyonda bir vahşi hayvanı
görmekle, Afrikanın ortasında birkaçyüz
metre ötede görmek arsındaki fark gibi birşeydi |
|
| Tekrar geri döndüm. Tanrım bu
ne kadar farklı bir görüntüydü.
Dalanlar bilirler denizin içinde herşey bambaşka görünür. İşte
burada da herşey farklı görünüyordu. Çok net, berrak, sanki
renkler daha canlıydı. Sanki atmosferi olmayan başka bir gezendi
burası. Çok uzakları görebiliyordum. Ama mesafe hissimi kaybetmiştim.
İleride gördüğüm küçük tepe ikiyüz metre ileridemiydi yoksa
1,5 -2 km ileride mi anlıyamıyordum. Yoksa o küçük bir tepe değilmiydi.
Belki, görüş alanımıın daha geniş olacağı bir yükseltiye
çıksam dünyanın yuvarlaklığını bile hissedebilecekmişim
gibi geldi. Artık bu kadar yeter diye düşündüm. Yola devam
etmeliydik. Böylesine değişik bir yerde olmanın sersemliğini üzerimden atamadan yürümeye devam ettim. |
|
| Yer oldukça taşlıktı. Önüme bakmalıydım. Ama çevreyi
izlemekten doğru dürüst yürüyemiyordum. Evet, evet burası başka
bir gezegen olmalıydı. Gördüğüm herşeyin aynısından Dünyada
da vardı. Ama burada daha başka görünüyorlardı. Herhalde bir
algılama bozukluğu yaşıyorum diye düşündüm. Arkadaşlarıma
baktım. Benim kadar etkilenmiş görünmüyorlardı. Daha sonra
konuştuğumuzda onların da aynı şeyleri hissetiğini öğrenince
rahatladım. Biraz daha ilerleyince , sağ yanımızda yer alan
tepeyi geride bıraktık. İşte o an ne kadar yüksekte olduğumu
anladım. Sağda, aşağıda "medeniyet" vardı. Ama çok
aşağıda. Köyler, kasabalar, yollar. İşte o an yüksekliğin
ürpertisini hissettim. Tanrım herşeyden ne kadar yüksekte ve uzaktaydık. |
|
| Hele o ikinci ufuk çizgisi. Bu uzaklığı daha da büyüttü gözümde.
Sanki aşağıdaki dünya ile aramızda görünmez bir cam vardı. |
|
| Bütün bunlar
o kadar etkileyiciydi ki yanlız olmak istiyordum.
Diğer arkadaşlarımda aynı şeyi hissediyorlardı ki hemen
hemen hiç konuşmadan yolumuza devam ettik. İçinde bulunduğumuz
durumu sadece kendi benliğimizle paylaştık, sadece kendi
kendimizle sohbet ettik. Dilime Pink Floyd'un bir şarkısı takıldı "I'm comfortably numb". |
|
| Çok dozunda bir mutluluktu. Ne fazla ne eksik. Hiç sıkılmadan
uzun bir süre böyle yürüsek diye düşündüm. Ama; bir hafta, bir ay, belki
bir yıl. |
|
| Hep yukarıda görmeye alıştığım bulutlarla yanyanaydım.
Daha önce bir bulutu hiç bu kadar yakından görmemiştim. Önümüzden,
yanımızdan bulutlar hızla geçiyordu. Bazıları bize dokunarak
geçiyordu. Arkalarından, gidişlerini izlemek çok hoştu. Sanki
geçerken, bize hafifçe ellerini dokunduruyor, sonra da hızlı adımlarla
uzaklaşırken arkalarına bakıp bize gülümsüyorlardı. Biraz
muzip, biraz sevecen, ama daha çok yanlızlıklarından bir an için
kurtulmuş olmanın mutluğunu, ve yanlızlıklarına geri dönmenin
hüznünü bir arada yaşayarak.
|
|
|