| Siz
de doğa ile ilgili paylaşmak istediğiniz izlenimlerinizi, anılarınızı
bize yazın |
| Mailinizde, yazınızın başlığını ve isminizin yayınlanmasını
isteyip istemediğinizi belirtin. |
|
|
|
Karadeniz'den Gürcistan'a günübirlik
bir otobüs yolculuğu |
2002 yılının bir cumartesi günü eşim ve ben evimizde otururken aniden
Karadeniz'e gitme fikri kafamızda oluşmaya başladı ve hemen
bavullarımızı toplamaya ve gerekli olan tüm hazırlıkları yapmaya
başladık. Ancak nereye tam olarak gideceğimizi ve nerelerde
kalacağımızı bilmiyorduk. Ertesi gün yani Pazar günü öğleden sonra
Ankara’daki terminale geldik ve Artvin için otobüs bulunup
bulunmadığını sorduk. Yalnız o gün için geç kaldığımızı ve bu saatten
sonra Artvin’e otobüs olmadığını terminalden öğrendik. Artvin’i
seçmemizin sebebi orasının kafamızdaki Karadeniz imajını canlandırmış
olması ve özel bir yerinin olmasıydı. Yani yemyeşil bir Artvin. Eğer
Artvin’e gidersek herhangi bir otelde veya öğretmen olmamız sebebiyle
öğretmen evinde konaklayacaktık. Terminalden tam ayrılacakken bizlere
saat altı gibi Artvin Hopa’ya giden bir otobüsün olduğu söylendi ve
gitmek isteyip istemediğimizi sordular ve tabi ki biz kabul ettik.
Nede olsa orası da bir Karadeniz kenti idi. Ve Ankara’dan öğleden
sonra saat altı gibi yola çıktık.
Sabahın erken saatlerinde artık Karadeniz deydik. Yol Samsun’dan
itibaren tamamen Karadeniz kenarından gidiyor ve yolun sol kenarı
deniz ve sağ kısmı ise tamamen ormanlık bir alan. Yanlız dikkatimi
çeken en belirgin şey ne zaman Rize il sınırlarından içeriye girdik o
zaman ormanın dokusunun, sıklığının ve güzelliğinin çok belirgin bir
şekilde değiştiğini fark ettik.Yani doğu Karadeniz bölgesine giriş
yapmak tamamen kendini bariz bir şekilde belli ediyor. Sabah saat
sekiz-dokuz arasında Hopa’ya ulaştık ve kendimizi bir an önce
yolculuktan dolayı bir otele atmak için sabırsızlanıyorduk. Yalnız
oteli bulmadan önce karnımızı güzel bir şekilde şehir merkezinde
doyurduktan sonra şehri gezmeyi ve uygun bir otel bulmayı uygun
bulduk. Bunları düşünürken lokanta sahibi bizlere Sarp sınır kapısına
buradan bir on-on beş dakikayla dolmuşla ulaşılabileceğini söylemişti.
Aslında benim fikrim ne olur ne olmaz diye ikimizin pasaportlarını
yanıma almıştım.Belki eşimi ikna edersem Gürcistan’da birkaç gün
geçirebileceğimizi düşünmüştüm. Daha önceden Gürcistan konsolosluğuna
telefon açmıştım ve görevli bana sınır kapısından vize alınabileceğini
söylemişti.
Gürcistan’a Geçiş
Hopa’dan Sarp sınır kapısına belki ucuz gümrük malları bulunur diye
gittiğimizde aslında Gürcistan’a geçeceğimizi tam olarak bilmiyorduk.
Hopa, Sarp sınır kapısı yaklaşık dolmuşla on beş-yirmi dakika
uzaklıkta. Ve sürekli olarak dolmuş işliyor. Sarp sınır kapısına
ulaştığımızda aslında burasının çok küçük bir yer olduğunu ve
dükkanların bulunmadığını fark ettik. Ve tabi ki birazda üzüldük. Ve
bu esnada tekrar Hopa’ya dönmeyi düşünürken eşim bana Gürcistan’a
gitmenin iyi bir fikir olacağını ama tehlikeli olup olmadığından emin
olmadığını söyledi bunun üzerine aslında günü birlik gidebilir miyiz
diye düşünmeye başladık. Ama bizi endişelendiren yurt dışı harcını
yatırmaktı. Yüz kırk milyonu iki kişi için yatırmak biraz ağırımıza
gidecekti. Bunları düşünürken gümrük memuruna günü birlik geçişlerde
yurtdışı harcının yatırılıp yatılmadığını sorduğumda çok güzel bir
cevapla karşılaşmıştım. Gece saat on ikiye kadar Türkiye’de olunursa
bu para yatırılmıyordu. Bunun üzerine hemen Türkiye’den Gürcistan’a
geçmeye karar verdik ve bizim taraftaki gerekli olan işlemleri
yaptırdıktan sonra Gürcistan gümrüğüne yaya olarak giriş yaptık. Ve
bundan sonrası tam bir çile idi. Üzerimizde dolar yoktu ve sadece euro
vardı. Kişi başı vizenin bilgisayar parasıda dahil olmak üzere yirmi
dolar olduğunu söylediler ve paranında mutlaka dolar olarak verilmesi
gerektiğini belittiler. Bu esnada bizde sınırı geçen diğer Türklere
dolar bozup bozamayacaklarını sorduk bir kişiden biraz dolar aldık ve
vize parasını yatırdık. Gümrüğün içerisinde kimi gördükse herkes
bizden işlem için para istiyordu. Bu yasal değildi ama eğer
tuttururlarsa bizden para alacaklardı. Dolarımızın olmadığını
söylediğimiz zaman bu sefer bizlerden Türk parası istiyorlar.
Yüzsüzlüğün bu kadarını hiçbir yerde görmedim. Sıradan bir er bile
dolar dolar diye arkamızdan bağırıyor ve en sonunda son çıkışta
pasaport kontrolü yapan memur para isteyince artık bende sinirlendim
ve bende kendisine bağırdım ve pasaportlarımızı aldı ve yere attı. Bu
esnada bizler haliyle korktuk. Buradaki tüm insan tipleri bizlere pek
güvenli gelmemişti. Askerler bile bir palyaço gibi hareket ediyorlar.
Asker ciddiyeti hiç yok. Kıyafetleri dökülüyor ve insandan bir parça
koparacakmış gibi saldırgan ve güvensiz duruyorlar. Tabi bu benim
fikrim. Onların bende bıraktığı ilk izlenim bunlar. Gümrüğü geçip
dolmuşların kısmına geldiğimiz zaman bir insan selinin içinde
kendimizi bulduk ve tüm taksi ve dolmuş şoförleri üzerimize hücum
ediyorlar. Batum’a bizimle gidin diye. Bir tanesi Türkçe biliyordu ve
onun dolmuşuna bindik ve Batum’a doğru hareket ettik. Sarp sınır
kapısından Batum dolmuşla yaklaşık yarım saat çekiyor. Bu esnada eşim
fazla heyecanlıydı çünkü ilk defa yurt dışına çıkıyordu. Sarp sınır
kapısından geçtikten sonra ilk dikkatimizi çeken şey hemen sınırın
olduğu noktadan itibaren plajların var olması idi. Çünkü Samsun’dan
Artvin’e kadar hemen hemen hiç Türk plajı görmezken hemen Gürcistan’da
plajların başlaması ilk dikkatimizi çeken şey oldu. Burada plajlar
bizim güney sahillerimizi hatırlatıyor. Hemen hemen yol üzerindeki
plajlar tamamen dolu ve insanların orman yeşilinin bittiği ve deniz
mavisinin başladığı o aralıkta olmaktan çok mutlu oldukları her
hallerinden belli oluyor. Batum’a doğru ilerlerken yol üzerinde küçük
kulübeler ve bu kulübelerin içerisindeki Meryem Ana resimleri
dikkatimizi çekiyor ve onları aynı şekilde Yunanistan’da da görmüştüm.
Bildiğim kadarıyla yolda kaza sebebiyle ölen insanlar için akrabaları
tarafından hatırlanmak maksadıyla yapılan küçük anıtlar. Yol alırken
ben ve eşim dolmuşun en önünde oturuyoruz ve ben bizim şoförle ben
Gürcistan hakkında Türkçe konuşuyorum. Kendisi bize Gürcistan’ın para
birimi olan “Lari” almak için şehirde yardımcı olacağını söylüyor en
azından para bozdururken bizi kandıramayacaklarını belirtiyor ve
şehrin içine girdikten sonra tüm yolcularını indirdikten sonra bizi
bir döviz bürosunun önünde durduruyor. Biz inmiyoruz ve kendisine
yirmi milyon Türk parası veriyorum ve kendide bana parayı bozdurduktan
sonra Lari veriyor. Tabi bunun gerçekten ne kadar ettiğini bilmiyoruz.
Doğru veya yanlış artık güvenmekten ve kabul etmekten başka bir
şansımızda yok artık ve kendisinin yol parasını verip teşekkür
ettikten sonra oradan ayrılıyoruz ve hiç bilmediğimiz bir şehirde
turlamaya başlıyoruz. Bir şeyi çok iyi bilmeye gayret ediyoruz oda
tekrar bizi Sarp sınır kapısına götürecek olan dolmuş durağını yolu.
Batum çok hoş bir şehir. Karadeniz deki kentlerimizi hatırlatıyor. Yem
yeşil bir ormanın içerisine kurulmuş bir kent. Ancak dökük ve eski.
Şehir merkezindeki binalar dökülüyor ve nerden baksan bir en az yetmiş
yıllık varlar. Ve boyasız olduklarından çok eski ve neredeyse
yıkılacak gibi duruyorlar. Bir şehri hele de bir yabancı şehri aniden
gezmeye karar verdiyseniz ve de elinizde her hangi bir rehber kitap
yoksa gezmenizde o kadar verimsiz olur. Sıradan sokakları turluyoruz.
Pazar yerlerini ve büyük caddeleri geziyoruz ve sonunda şehir
merkezindeki plajda bir yemek molası vermek için duruyoruz. Plaj yine
olabildiğince kalabalık ve deniz çok dalgalı. Ben ve eşim Sibel deniz
girmek yerine plajda biraz güneşin tadını çıkarıyoruz. Bu esnada ben
bizim çantayı taşıdığım için sürekli yoruluyorum ve sık sık dinlenmek
zorunda kalıyoruz. Batum’un ünlü Botanik bahçesinin yemyeşil çimleri
üzerine kendimi zor atıyorum. Artık çantayı taşıyacak gücüm kalmadı.
Yaklaşık botanik bahçesinde bir saat dinlendikten sonra tekrar şehri
dolaşmaya devam ediyoruz. Beni en çok ürküten şey şehir merkezindeki
askerler. Askerler pek güven vermiyor sanki sizin yabancı birisi
olduğunuzu anlayacakları vakit sizi sorguya çekecekler ve tüm paranızı
alacaklar gibi duruyorlar. Beklide biz aynı şekilde biraz önyargıyla
bakıyor olabiliriz. Sebebi de sınırı geçerken herkesin sizden dilenci
gibi para istemesi. Dilenci deyince şehir merkezini turlarken bize
sekiz dokuz yaşlarında küçük bir dilenci kızı musallat oldu. Bu kız
çok güzel bir Türkçe konuşuyor ve asla bizi bırakmıyor. Yani
verdiğimiz paraları kabul etmiyor bizden Türk parasıda istiyor ama
paranın kağıt olmasını ve iyi bir şey olması gerektiğini yalvara
yalvara belirtiyor. Kızıyoruz ama nafile sonunda bizim bu gariban
halimizi gören çevredeki esnaf yardımımıza koşuyor ve kızı
uzaklaştırıyorlar. Bu arada bizde gittikçe yoruluyoruz ve ben
yorgunluğu unutup daha doğrusu unutmayıp yinede çekmeyi kabul ederek
şehirde gezmeyi hatta bir kaç gün Batum’da kalmayı eşime söylüyorum
ama kendisi bu fikrime pek sıcak bakmıyor ve akşam olmadan önce
Türkiye’ye giriş yapmayı istiyor. Sebebi de Batum’un pek beklediği
gibi bir şehir olmaması ve kendisinde hayal kırıklığı yaratmış olması.
Aslında benim için bu pek geçerli değil. Her tarafın kendine has
güzellikleri var ama ona belli bir kıstas koymadan bakabilmek. Eşim bu
ülkeye girerken kafasında Avrupa’daki şehir manzaraları vardı ama o
manzarayı alamayınca Batum’u pek sevmedi. Dönüş için dolmuş durağına
akşam saat altı gibi tekrar dönüyoruz. Dolmuş direk olarak Sarp sınır
kapısına hareket ediyor ve Yolcuları genellikle yol üstündeki köylere
gidecekler ve sınır kapısındaki plaja giden yolcular. Saat altı buçuk
gibi tekrar sınıra geliyoruz ve yine gümrük işlemleri için uğraşıyoruz
ve yine bizden para istiyorlar. Bu paralar keyfi istenen paralar.
Biraz da askerlerin ve gümrük memurların sert hava içerisinde para
istemeleri tatbi ki insanı ürpertiyor ve Gürcistan’ın bu güvenlik
konusunda geçmişinde vukuatlı bir ülke olması tabi ki bu konuda
etkili. Ben paramızın olmadığını ve Türkiye’de zengin bir insan
olmadığımı ve bir sürü daha yalanlıda ekleyerek geçmek için çaba sarf
ediyorum. Ama kimi zaman para vermek zorunda kalıyoruz. Artık
dayanacak gücümüz ve sabrımız kalmadığı zaman yani pasaportumuzu alıp
ta vermeyeceklerini söyledikleri zaman. En son Gürcistan
topraklarından geçerken son Gürcü asker bizden para istiyor ve yine
aynı yalanları tekrarlıyoruz. Bu istenen paralar kanuni değil bir
nebze cep harçlığı cinsinden on dolar civarındaki paralar. Asker bize
Türkiye’ye geldiğini ve tekrar Ankara’ya gelmek isteğini söylüyor ve
benden tel numaramı ve adresimi istiyor. Bizde bir an önce sınırdan
kaçmak ve Türk sınırına girmek ve buna da para vermemek için benim
yalandan ev adresimi ve tel numaramı veriyorum ve geleceği zaman
mutlaka aramasını söylüyorum ve bu güler yüzlü hava onu ikna edip bizi
Salıveriyor ve Türk gümrüğe kendimizi zor atıyoruz. Artık
Türkiye’deyiz ve artık güvendeyiz. Sınırı gece on ikiden önce
geçtiğimiz için yurtdışı çıkış harç parasını vermiyoruz. Ve başımızdan
geçen para isteme olaylarını Türk polisine anlattığımız zaman bizim
polisimizin şu sözü bizi daha da korkutuyor.”Siz buraya sağ salim
geldiğinize dua edin”. Aslında bu söz tam doğru değil. Çıkarken biraz
para dağıtırsanız ve kendinizden emin bir şekilde konuşur ve yalnız
seyahat etmezseniz pek sorunlu bir ülke olduğunu söyleyemem. Yine de
ben Gürcistan’ı çok sevdim. Bir daha ki seferim Gürcistan’ın içleri ve
Kafkaslar olacak. Ama ne zaman bende bilmiyorum...
Musa TOKMAK
musatokmak1@hotmail.com |
|
|
|
|