Şehrin gürültüsünden, kalabalığından ve gri görüntüsünden kurtulmak istiyorsanız, gökyüzünü binaların arasından görmek sizi rahatsız ediyorsa bu sayfalarda biraz vakit geçirin.
 Ana sayfa   Gezi notları   Bilgi paylaşımı   Geziler   Oteller   Yazılar   İpuçları   Doğa ve fotoğrafçılık

Abant   
Adada   
Adalar   
Adatepe   
Adrasan   
Ağva   
Akyaka   
Aygır Deresi   
Ayvalık   
Belgrad Ormanı   
Bergama (Şehir)   
Bergama Antik Kenti   
Bozcaada   
Cumalıkızık   
Çandarlı   
Çiğdem Yaylası   
Çubuk Gölü   
Dalyan   
Datça   
Davlumbaz   
Doğançay   
Dupnisa Mağarası   
Efteni Gölü (Melen)   
Eğirdir   
Ercivan   
Erikli   
Göynük   
Güver Uçurumu   
Güzeldere   
Harran   
İğneada   
İnönü   
İznik   
Kanlıdivane   
Karacaören   
Kartalkaya   
Kartepe   
Kastro   
Kazkıran   
Kefken   
Kıyıköy   
Kızkalesi (Korykos)   
Madenderesi   
Mor Mihail Kilisesi   
Mudurnu   
Öküzovası   
Polonezköy   
Safranbolu   
Sapanca   
Serindere   
Spil Dağı   
Sülüklügöl   
Sünnet Gölü   
Şirince   
Taraklı   
Tirilye (Zeytinbağı)   
Uludağ   
Uzunköprü   
Yedigöller   
Zinciriye (Sultan İsa) Medresesi   
Detaylı liste için tıklayın  

Mavi Bayraklı Plajlar 

İzlenimler

Karadeniz'den Gürcistan'a günübirlik bir otobüs yolculuğu

2002 yılının bir cumartesi günü eşim ve ben evimizde otururken aniden Karadeniz'e gitme fikri kafamızda oluşmaya başladı ve hemen bavullarımızı toplamaya ve gerekli olan tüm hazırlıkları yapmaya başladık. Ancak nereye tam olarak gideceğimizi ve nerelerde kalacağımızı bilmiyorduk. Ertesi gün yani Pazar günü öğleden sonra Ankara’daki terminale geldik ve Artvin için otobüs bulunup bulunmadığını sorduk. Yalnız o gün için geç kaldığımızı ve bu saatten sonra Artvin’e otobüs olmadığını terminalden öğrendik. Artvin’i seçmemizin sebebi orasının kafamızdaki Karadeniz imajını canlandırmış olması ve özel bir yerinin olmasıydı. Yani yemyeşil bir Artvin. Eğer Artvin’e gidersek herhangi bir otelde veya öğretmen olmamız sebebiyle öğretmen evinde konaklayacaktık. Terminalden tam ayrılacakken bizlere saat altı gibi Artvin Hopa’ya giden bir otobüsün olduğu söylendi ve gitmek isteyip istemediğimizi sordular ve tabi ki biz kabul ettik. Nede olsa orası da bir Karadeniz kenti idi. Ve Ankara’dan öğleden sonra saat altı gibi yola çıktık.

Sabahın erken saatlerinde artık Karadeniz deydik. Yol Samsun’dan itibaren tamamen Karadeniz kenarından gidiyor ve yolun sol kenarı deniz ve sağ kısmı ise tamamen ormanlık bir alan. Yanlız dikkatimi çeken en belirgin şey ne zaman Rize il sınırlarından içeriye girdik o zaman ormanın dokusunun, sıklığının ve güzelliğinin çok belirgin bir şekilde değiştiğini fark ettik.Yani doğu Karadeniz bölgesine giriş yapmak tamamen kendini bariz bir şekilde belli ediyor. Sabah saat sekiz-dokuz arasında Hopa’ya ulaştık ve kendimizi bir an önce yolculuktan dolayı bir otele atmak için sabırsızlanıyorduk. Yalnız oteli bulmadan önce karnımızı güzel bir şekilde şehir merkezinde doyurduktan sonra şehri gezmeyi ve uygun bir otel bulmayı uygun bulduk. Bunları düşünürken lokanta sahibi bizlere Sarp sınır kapısına buradan bir on-on beş dakikayla dolmuşla ulaşılabileceğini söylemişti. Aslında benim fikrim ne olur ne olmaz diye ikimizin pasaportlarını yanıma almıştım.Belki eşimi ikna edersem Gürcistan’da birkaç gün geçirebileceğimizi düşünmüştüm. Daha önceden Gürcistan konsolosluğuna telefon açmıştım ve görevli bana sınır kapısından vize alınabileceğini söylemişti.


Gürcistan’a Geçiş


Hopa’dan Sarp sınır kapısına belki ucuz gümrük malları bulunur diye gittiğimizde aslında Gürcistan’a geçeceğimizi tam olarak bilmiyorduk. Hopa, Sarp sınır kapısı yaklaşık dolmuşla on beş-yirmi dakika uzaklıkta. Ve sürekli olarak dolmuş işliyor. Sarp sınır kapısına ulaştığımızda aslında burasının çok küçük bir yer olduğunu ve dükkanların bulunmadığını fark ettik. Ve tabi ki birazda üzüldük. Ve bu esnada tekrar Hopa’ya dönmeyi düşünürken eşim bana Gürcistan’a gitmenin iyi bir fikir olacağını ama tehlikeli olup olmadığından emin olmadığını söyledi bunun üzerine aslında günü birlik gidebilir miyiz diye düşünmeye başladık. Ama bizi endişelendiren yurt dışı harcını yatırmaktı. Yüz kırk milyonu iki kişi için yatırmak biraz ağırımıza gidecekti. Bunları düşünürken gümrük memuruna günü birlik geçişlerde yurtdışı harcının yatırılıp yatılmadığını sorduğumda çok güzel bir cevapla karşılaşmıştım. Gece saat on ikiye kadar Türkiye’de olunursa bu para yatırılmıyordu. Bunun üzerine hemen Türkiye’den Gürcistan’a geçmeye karar verdik ve bizim taraftaki gerekli olan işlemleri yaptırdıktan sonra Gürcistan gümrüğüne yaya olarak giriş yaptık. Ve bundan sonrası tam bir çile idi. Üzerimizde dolar yoktu ve sadece euro vardı. Kişi başı vizenin bilgisayar parasıda dahil olmak üzere yirmi dolar olduğunu söylediler ve paranında mutlaka dolar olarak verilmesi gerektiğini belittiler. Bu esnada bizde sınırı geçen diğer Türklere dolar bozup bozamayacaklarını sorduk bir kişiden biraz dolar aldık ve vize parasını yatırdık. Gümrüğün içerisinde kimi gördükse herkes bizden işlem için para istiyordu. Bu yasal değildi ama eğer tuttururlarsa bizden para alacaklardı. Dolarımızın olmadığını söylediğimiz zaman bu sefer bizlerden Türk parası istiyorlar. Yüzsüzlüğün bu kadarını hiçbir yerde görmedim. Sıradan bir er bile dolar dolar diye arkamızdan bağırıyor ve en sonunda son çıkışta pasaport kontrolü yapan memur para isteyince artık bende sinirlendim ve bende kendisine bağırdım ve pasaportlarımızı aldı ve yere attı. Bu esnada bizler haliyle korktuk. Buradaki tüm insan tipleri bizlere pek güvenli gelmemişti. Askerler bile bir palyaço gibi hareket ediyorlar. Asker ciddiyeti hiç yok. Kıyafetleri dökülüyor ve insandan bir parça koparacakmış gibi saldırgan ve güvensiz duruyorlar. Tabi bu benim fikrim. Onların bende bıraktığı ilk izlenim bunlar. Gümrüğü geçip dolmuşların kısmına geldiğimiz zaman bir insan selinin içinde kendimizi bulduk ve tüm taksi ve dolmuş şoförleri üzerimize hücum ediyorlar. Batum’a bizimle gidin diye. Bir tanesi Türkçe biliyordu ve onun dolmuşuna bindik ve Batum’a doğru hareket ettik. Sarp sınır kapısından Batum dolmuşla yaklaşık yarım saat çekiyor. Bu esnada eşim fazla heyecanlıydı çünkü ilk defa yurt dışına çıkıyordu. Sarp sınır kapısından geçtikten sonra ilk dikkatimizi çeken şey hemen sınırın olduğu noktadan itibaren plajların var olması idi. Çünkü Samsun’dan Artvin’e kadar hemen hemen hiç Türk plajı görmezken hemen Gürcistan’da plajların başlaması ilk dikkatimizi çeken şey oldu. Burada plajlar bizim güney sahillerimizi hatırlatıyor. Hemen hemen yol üzerindeki plajlar tamamen dolu ve insanların orman yeşilinin bittiği ve deniz mavisinin başladığı o aralıkta olmaktan çok mutlu oldukları her hallerinden belli oluyor. Batum’a doğru ilerlerken yol üzerinde küçük kulübeler ve bu kulübelerin içerisindeki Meryem Ana resimleri dikkatimizi çekiyor ve onları aynı şekilde Yunanistan’da da görmüştüm. Bildiğim kadarıyla yolda kaza sebebiyle ölen insanlar için akrabaları tarafından hatırlanmak maksadıyla yapılan küçük anıtlar. Yol alırken ben ve eşim dolmuşun en önünde oturuyoruz ve ben bizim şoförle ben Gürcistan hakkında Türkçe konuşuyorum. Kendisi bize Gürcistan’ın para birimi olan “Lari” almak için şehirde yardımcı olacağını söylüyor en azından para bozdururken bizi kandıramayacaklarını belirtiyor ve şehrin içine girdikten sonra tüm yolcularını indirdikten sonra bizi bir döviz bürosunun önünde durduruyor. Biz inmiyoruz ve kendisine yirmi milyon Türk parası veriyorum ve kendide bana parayı bozdurduktan sonra Lari veriyor. Tabi bunun gerçekten ne kadar ettiğini bilmiyoruz. Doğru veya yanlış artık güvenmekten ve kabul etmekten başka bir şansımızda yok artık ve kendisinin yol parasını verip teşekkür ettikten sonra oradan ayrılıyoruz ve hiç bilmediğimiz bir şehirde turlamaya başlıyoruz. Bir şeyi çok iyi bilmeye gayret ediyoruz oda tekrar bizi Sarp sınır kapısına götürecek olan dolmuş durağını yolu. Batum çok hoş bir şehir. Karadeniz deki kentlerimizi hatırlatıyor. Yem yeşil bir ormanın içerisine kurulmuş bir kent. Ancak dökük ve eski. Şehir merkezindeki binalar dökülüyor ve nerden baksan bir en az yetmiş yıllık varlar. Ve boyasız olduklarından çok eski ve neredeyse yıkılacak gibi duruyorlar. Bir şehri hele de bir yabancı şehri aniden gezmeye karar verdiyseniz ve de elinizde her hangi bir rehber kitap yoksa gezmenizde o kadar verimsiz olur. Sıradan sokakları turluyoruz. Pazar yerlerini ve büyük caddeleri geziyoruz ve sonunda şehir merkezindeki plajda bir yemek molası vermek için duruyoruz. Plaj yine olabildiğince kalabalık ve deniz çok dalgalı. Ben ve eşim Sibel deniz girmek yerine plajda biraz güneşin tadını çıkarıyoruz. Bu esnada ben bizim çantayı taşıdığım için sürekli yoruluyorum ve sık sık dinlenmek zorunda kalıyoruz. Batum’un ünlü Botanik bahçesinin yemyeşil çimleri üzerine kendimi zor atıyorum. Artık çantayı taşıyacak gücüm kalmadı. Yaklaşık botanik bahçesinde bir saat dinlendikten sonra tekrar şehri dolaşmaya devam ediyoruz. Beni en çok ürküten şey şehir merkezindeki askerler. Askerler pek güven vermiyor sanki sizin yabancı birisi olduğunuzu anlayacakları vakit sizi sorguya çekecekler ve tüm paranızı alacaklar gibi duruyorlar. Beklide biz aynı şekilde biraz önyargıyla bakıyor olabiliriz. Sebebi de sınırı geçerken herkesin sizden dilenci gibi para istemesi. Dilenci deyince şehir merkezini turlarken bize sekiz dokuz yaşlarında küçük bir dilenci kızı musallat oldu. Bu kız çok güzel bir Türkçe konuşuyor ve asla bizi bırakmıyor. Yani verdiğimiz paraları kabul etmiyor bizden Türk parasıda istiyor ama paranın kağıt olmasını ve iyi bir şey olması gerektiğini yalvara yalvara belirtiyor. Kızıyoruz ama nafile sonunda bizim bu gariban halimizi gören çevredeki esnaf yardımımıza koşuyor ve kızı uzaklaştırıyorlar. Bu arada bizde gittikçe yoruluyoruz ve ben yorgunluğu unutup daha doğrusu unutmayıp yinede çekmeyi kabul ederek şehirde gezmeyi hatta bir kaç gün Batum’da kalmayı eşime söylüyorum ama kendisi bu fikrime pek sıcak bakmıyor ve akşam olmadan önce Türkiye’ye giriş yapmayı istiyor. Sebebi de Batum’un pek beklediği gibi bir şehir olmaması ve kendisinde hayal kırıklığı yaratmış olması. Aslında benim için bu pek geçerli değil. Her tarafın kendine has güzellikleri var ama ona belli bir kıstas koymadan bakabilmek. Eşim bu ülkeye girerken kafasında Avrupa’daki şehir manzaraları vardı ama o manzarayı alamayınca Batum’u pek sevmedi. Dönüş için dolmuş durağına akşam saat altı gibi tekrar dönüyoruz. Dolmuş direk olarak Sarp sınır kapısına hareket ediyor ve Yolcuları genellikle yol üstündeki köylere gidecekler ve sınır kapısındaki plaja giden yolcular. Saat altı buçuk gibi tekrar sınıra geliyoruz ve yine gümrük işlemleri için uğraşıyoruz ve yine bizden para istiyorlar. Bu paralar keyfi istenen paralar. Biraz da askerlerin ve gümrük memurların sert hava içerisinde para istemeleri tatbi ki insanı ürpertiyor ve Gürcistan’ın bu güvenlik konusunda geçmişinde vukuatlı bir ülke olması tabi ki bu konuda etkili. Ben paramızın olmadığını ve Türkiye’de zengin bir insan olmadığımı ve bir sürü daha yalanlıda ekleyerek geçmek için çaba sarf ediyorum. Ama kimi zaman para vermek zorunda kalıyoruz. Artık dayanacak gücümüz ve sabrımız kalmadığı zaman yani pasaportumuzu alıp ta vermeyeceklerini söyledikleri zaman. En son Gürcistan topraklarından geçerken son Gürcü asker bizden para istiyor ve yine aynı yalanları tekrarlıyoruz. Bu istenen paralar kanuni değil bir nebze cep harçlığı cinsinden on dolar civarındaki paralar. Asker bize Türkiye’ye geldiğini ve tekrar Ankara’ya gelmek isteğini söylüyor ve benden tel numaramı ve adresimi istiyor. Bizde bir an önce sınırdan kaçmak ve Türk sınırına girmek ve buna da para vermemek için benim yalandan ev adresimi ve tel numaramı veriyorum ve geleceği zaman mutlaka aramasını söylüyorum ve bu güler yüzlü hava onu ikna edip bizi Salıveriyor ve Türk gümrüğe kendimizi zor atıyoruz. Artık Türkiye’deyiz ve artık güvendeyiz. Sınırı gece on ikiden önce geçtiğimiz için yurtdışı çıkış harç parasını vermiyoruz. Ve başımızdan geçen para isteme olaylarını Türk polisine anlattığımız zaman bizim polisimizin şu sözü bizi daha da korkutuyor.”Siz buraya sağ salim geldiğinize dua edin”. Aslında bu söz tam doğru değil. Çıkarken biraz para dağıtırsanız ve kendinizden emin bir şekilde konuşur ve yalnız seyahat etmezseniz pek sorunlu bir ülke olduğunu söyleyemem. Yine de ben Gürcistan’ı çok sevdim. Bir daha ki seferim Gürcistan’ın içleri ve Kafkaslar olacak. Ama ne zaman bende bilmiyorum...

Musa TOKMAK

musatokmak1@hotmail.com

 




şifremi hatırlamıyorum
üye olmak istiyorum

Bu sayfayı arkaşıma gönder

 Otel ara



site içi arama


burası neresi?



en güzel fotoğraflar





İş Fikileri Düşünce Havuzu



Gerçek Safranbolu Lokumu


Linkler    Bize ulaşın    Üyelik    Acentalara özel    Otellere özel    Otelinizi ekleyin    Hakkımızda

© 1999 Gezi Notları