Şehrin gürültüsünden, kalabalığından ve gri görüntüsünden kurtulmak istiyorsanız, gökyüzünü binaların arasından görmek sizi rahatsız ediyorsa bu sayfalarda biraz vakit geçirin.
 Ana sayfa   Gezi notları   Bilgi paylaşımı   Geziler   Oteller   Yazılar   İpuçları   Doğa ve fotoğrafçılık

Abant   
Adada   
Adalar   
Adatepe   
Adrasan   
Ağva   
Aix en Provence   
Akyaka   
Aygır Deresi   
Ayvalık   
Belgrad Ormanı   
Bergama (Şehir)   
Bergama Antik Kenti   
Bozcaada   
Cumalıkızık   
Çandarlı   
Çiğdem Yaylası   
Çubuk Gölü   
Dalyan   
Datça   
Davlumbaz   
Doğançay   
Dupnisa Mağarası   
Efteni Gölü (Melen)   
Eğirdir   
Ercivan   
Erikli   
Göynük   
Güver Uçurumu   
Güzeldere   
Harran   
İğneada   
İnönü   
İznik   
Kanlıdivane   
Karacaören   
Kartalkaya   
Kartepe   
Kastro   
Kazkıran   
Kefken   
Kıyıköy   
Kızkalesi (Korykos)   
Madenderesi   
Ménerbes   
Mor Mihail Kilisesi   
Mudurnu   
Öküzovası   
Polonezköy   
Safranbolu   
Salon de Provence   
Sapanca   
Serindere   
Spil Dağı   
Sülüklügöl   
Sünnet Gölü   
Şirince   
Taraklı   
Tirilye (Zeytinbağı)   
Uludağ   
Uzunköprü   
Yedigöller   
Zinciriye (Sultan İsa) Medresesi   
Detaylı liste için tıklayın  

Mavi Bayraklı Plajlar 

İzlenimler

Marrakech

BİRİNCİ GÜN

Grubumuzla birlikte, kiraladığımız özel uçakla uçtuk Marrakech’e. Her zaman uçak kiralanamayacağını yada grup olmayacağımızı düşünürsek. Avrupa’dan aktarmalı tarifeli uçaklarla önce Casablanca’ya oradan da Marrakech’e ulaşabilirsiniz.Casablanca Marrakech arası 3 – 3,5 saat .

Havaalanına indiğimizde geride yağmur ve soğukla bıraktığımız İstanbul’dan sonra Marrakech bizi güneş ile karşıladı. Havaalanı bizim Atatürk Hava Limanı ile karşılaştırıldığında oldukça küçük kalıyor, eski iç hatlar misali. Biz kalabalık grubumuz ile salonu doldurmuşken bizimle aynı zamanda iniş yapan Royal Air Moroc’a ait Boeing 747, bizim 4 katımız kadar yolcuyla inince salon iyice doldu taştı.

Fas’a vize olmadığı için minimum 6 ay geçerli pasaportunuz ile seyahat edebiliyorsunuz.Ülkeye girişte dağıtılan formları doldurup, Fas’taki partner acentemizin yardımı ile bize özel ayrılan desklerden geçerek, yeni bir kültürü tanımaya ilk adımımızı atıyoruz.

Grubumuzu bekleyen otobüslere yerleşip, otelimize doğru yola çıkıyoruz. Şehirdeki 5 yıldızlı otellerden biri olan Sheraton’da konaklayacağız. Havalimanı otel arası 15 dakika. Yol boyunca hiç yüksek binaya rastlamıyoruz zaten tur boyunca göreceğimiz tüm binalarda yüksek olmayan kırmızı toprak rengi boyalı.

Otelimizde 5 yıldızlı otelin tüm konforu mevcut, Ön cephe havuz manzaralı, arka cephe ise uzak mesafedeki diğer binaları görüyor. Odalarımıza yerleştiğimizde araladığımız balkon kapılarından sıcaklık ve kuş sesleri içeriye doluyor. Yerleşip dinlendikten sonra akşam yemeği için şehrin ünlü Chez Ali Restaurant’a gitmek üzere yola çıkıyoruz. Hava karardı. Bu şehirde en hoşumuza giden şey saat farkı. Yaz döneminde Türkiye ile arasında tam 3 saat fark var, Fas bizim ülkemizden 3 saat geride. Şehre indiğimizden beri neredeyse gün bitmek bilmedi.


Restaurant uzak sayılacak bir mesafede. Yaklaşık 25 dakikalık bir otobüs yolculuğundan sonra surlar ve duvarlarla kaplı bir alana geliyoruz. Etrafımızda bir dolu turist otobüsü var. Arap kıyafetli atlılar bizi karşılıyor. Kalabalıkla birlikte ilerliyoruz. İki yanımızda dizilmiş otantik giysili kızlar üzerimize gül yaprakları atıyorlar. Etrafımızda çeşitli enstrüman çalan çalgıcılar eşliğinde ilerliyoruz. Sayısı 30’u bulan otağların arasında yürüyoruz. Ortada zemini toprak olan büyük bir meydan var. Gece 22.30’dan sonra gösteriler başlayacak. Bize ayrılmış olan 2 otağ’a yerleşiyoruz, otağ’ın zemini halılarla kaplı. Yuvarlak sini şeklindeki masalara yerleşiyoruz. Grubumuza hoş geldiniz konuşması yaptıktan sonra yemek servisimiz başlıyor. Mönü çorba, kuzu tandır, kuskus ve meyveden oluşuyor. Ortaya bütün halde gelen kızarmış kuzunun sunumu da ilginç bir görüntü oluşturuyor bizler için, fotoğraf çekiyoruz. Acıkmış karınlarımızdan önce, gözlerimize bir ziyafet çekiyoruz. Soframıza gelen kuskus bizim bildiğimiz makarna cinsi değil, irmikten yapılmış bir nevi pilav. Üzerinde bütün halde bulunan haşlanmış kabak, lahana, havuç gibi sebzeler var. Toprak kubbe şeklinde kapakları olan güveçlerde servis yapılıyor. Yiyeceklerin tümü ortaya getiriliyor, kapakları adeta bir şov yapılarak açılıyor. Yemek sırasında grup halinde dansçılar otağlara girip geleneksel danslarını yapıyorlar. Masamıza gelen meyve tabağının ardından servis yapılan ve gezi boyunca herkesin beğenisini kazanan naneli yeşil çaylarımızı içiyoruz.

Şov zamanı, meydanın etrafındaki arenada yerlerimizi alıyoruz. Yaklaşık 3000 kişi şovu izlemek için yerlerimizi aldık. Meydanı aydınlatan ışıkların altında kurulmuş sahneye bir dansöz çıkıyor ilk olarak. Daha sonra Arap atlarıyla yapılan bir akrobasi şov başlıyor. Onlarca atlı ellerindeki tüfekleri ateşleyerek, heyecanlı bir gösteri gerçekleştiriyorlar. Bizim kültürümüze at yabancı değil ama siz birde diğer ülke insanlarını görseniz. Dikkatimiz daha çok onlarda, binlerce fotoğraf makinesi ve kamera çekim yapıyorlar. Sonrasında gökyüzünde bir uçan halı beliriyor. Gizemli bir görüntü arkada etkileyici bir müzik. Gecenin bizim için önemli olan bölümüne sıra geliyor.

Fas’taki partnerimiz sayesinde müşterilerimize bir sürpriz hazırladık. Gezimizin sponsoru olan firmanın ismini ateşli dev harflerle meydanın ortasına yazdırdık. Grubumuz bu manzara karşısında coşku ile tezahürat yapıyor. Binlerce seyircinin coşkulu alkışları arasında şov havai fişek gösterisi ile son buluyor. 45 dakika süren görkemli şov’un ardından bizleri yolcu eden Arap kıyafetli şovmen’ler eşliğinde otobüslerimize yerleşiyoruz. Yorucu ama keyifli bir günün ardından herkes odalarına çekiliyor.

İKİNCİ GÜN

Sabah kahvaltı sonrasında Atlas Okyanusu kıyısındaki ESSAOUIRA’ya gitmek üzere yola çıkıyoruz. Uzaklık 175 km. Grubumuzda 2,5 yaştan 75 yaşa kadar farklı bir jenerasyon var. Yolu biraz uzun buluyorlar ama otobüsler konforlu, yolda da mola veriyoruz. Yol boyunca zeytin ve portakal ağaçlarını görüyoruz. Yöreye özel ARGAN adı verilen zeytin benzeri bir bitkinin ağaçları ise gruptaki herkesi şaşırtıyor. Durup fotoğraf çekiyoruz. Bizi şaşırtan ağaçlar değil, ağaçların üzerindeki keçiler. E vitamini açısından çok faydalı olan bitkiden elde edilen yağın hemen her derde deva olduğunu, cildi yenileyip, kırışıkları da tedavi ettiğini öğrenen grubun özellikle bayanları, hemen nereden satın alınacağını soruyorlar. Onlara bu imkanı vereceğimizi söyleyip yatıştırıyoruz.

Küçük bir Portekiz kasabası olan ESSAOUIRA Bodrum’u andırıyor. Belki en önemli fark tüm binaların kapı ve pencere pervazlarının mavi boyalı olması. Bizi ilk karşılayan okyanus oluyor. Rengi biraz bulanık, oldukça uzun bir kumsal var. Okyanus kıyısında gel-git’lerin çok olduğunu, suyun renginin gerçek sebebinin bu olduğunu öğreniyoruz.

Öğle yemeğini yiyeceğimiz restaurantımız limanda, grubumuz kalabalık olduğu için bize özel kapatıldı. Mönümüz balık çorbası, çeşitli balık ve deniz mahsulleri, salata ve tatlıdan oluşuyor. Oldukça acıkmış olan grubumuza hızlı servis verebilmek ve mutfak personeline destek olmak için servise bizde ekip olarak katılıyoruz. Bol kepçe usulü hazırlanmış yemeklerimizi yedikten sonra, grubumuza tekrar neşe ve hareket geliyor. Yürüyerek yapacağımız şehir turumuza başlıyoruz. Zamana ve mekana ayak uydurmaya başlayan grup artık biraz alışveriş yapmak istiyor. 14.yy’da kurulmuş olan kasabanın çok güzel bir meydanı var, araç girmesi yasak. Meydanın devamında sağlı sollu küçük kafeler yer alıyor. Kasabadaki 2 mağazadan büyük olanına grupça dalıyoruz. Yöreye özel ağaç işçiliği ile yapılmış pek çok hatıra eşya var. Ana işleri orman ürünleri ve mobilya yapımı olan grubumuz kritik pek çok soru ile dükkan sahiplerini zorluyorlar. Sıkı pazarlıklar, eğlenceli diyaloglar ile her türlü sıkıntıdan ve belki de dünyadan uzaklaşıp başka bir boyuta geçiyoruz.

Lokal rehberimiz Rachid ve Mohammed öncülüğünde küçük kasabanın kalesine çıkıyoruz. Dünyaca tanınmış pekçok kişinin kafa dinlemek için buraya geldiğini öğreniyoruz. Sebebini kaleye çıkıp kasabaya tepeden baktığımızda kolayca anlıyoruz. Muhteşem okyanus manzarası, yarı vahşi bir doğa, daracık tenha sokaklar. Yörenin medeniyetten uzak bir köşe olduğu bir gerçek. Aynı daracık sokaklardan geçerek otobüsümüze doğru yürürken kınacı kadınlara rastlıyoruz. Grubumuzdaki hemen herkes tur boyunca da karşılaştığımız kadınlara dövme yaptırıyor. Yol yorgunuyuz, bu gece yemeğimizi otelde alıyoruz. Ertesi gun kahvaltı sonrasında tüm grubun merakla beklediği programımız bizi bekliyor, Atlas Dağlarına gideceğiz. Hepimiz erkenden odalarımıza çekiliyoruz.


ÜÇÜNCÜ GÜN

Sabah erkenden tüm Marrakech’in merakını çeken topluluk olarak 30 adet 4X4 jeeplerle hareket ediyoruz. Söylenen şimdiye kadar kimsenin böyle kalabalık bir grupla jeep safari yapmadığı. Dağ yolları boyunca bize el sallayan köy sakinlerinin coşkusundan bunu bizde anlıyoruz. Muhteşem dağ yollarından, yarlardan, ovalardan geçerken hepimiz büyüleniyoruz. Manzaralar inanılmaz. Dünyada yalnızca biz ve Jeeplerimiz var sanki. Hepimiz kendimizi birer Camel Trophy pilotu gibi hissediyoruz. Kimi yollar oldukça ürkütücü enleri yalnızca bir jeep boyutunda. Dağların ortasında bir vadide beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan doğa harikasına varıyoruz. Burası 5 yıldızlı bir butik otel, ismi “LA ROSARIE”. Burada botanik harikası bir bahçe, büyük bir yüzme havuzu, ve bize özel hazırlanmış açık büfe bir Barbeque partisi bizi karşılıyor. Bu arada Jeep’lerimizle küçük otopark’ı adeta istila ediyoruz. Kurt gibi acıkan grubumuz bahçede hazırlanan masalara kuruluyor. Sıcacık güneş, kuş cıvıltıları ve muhteşem manzara eşliğinde yemeğimizi yiyoruz. Yemek sonrası ağırlaşan vücutlarımızı çimlere bırakıyoruz. İnanılmaz bir manzara Atlas Dağlarında piknikteyiz. Grubumuzu kalkmaya ikna etmek bir hayli zor oluyor. Onları bizi bekleyen sürprizi açıklayarak harekete geçirebiliyoruz ancak.

KIK adı verilen platodan geçerek, LALLA TAKERKOUSTE baraj gölüne varıyor ve RELAIS DU LAC isimli kampa varıyoruz. İçkilerimizi yudumlarken güneşin batışını izliyoruz tepelerde. Ardından Afrika’da olduğumuzu hatırlatan müzik ve danslar eşliğinde bize özel hazırlanan kampımızda yerliler tarafından karşılanıyoruz. Tamtam müziği, dans eden yerliler, ateş yutan adamlar, yemeklerimizi yiyeceğimiz 3 dev çadırın önünde bize hoş geldin diyorlar. Karşılama şov’unun ardından açık büfede Fas mutfağına göre hazırlanmış safranlı tavuklar, av etleri, kuskus, çeşitli salatalar, ve börekleri tabaklarımıza doldurup çadırlarımıza yerleşiyoruz. Müzisyenler ve dansçılar çadırlarda dolaşarak şovlarına devam ediyorlar. Yemek sonrası dev bir kamp ateşi yakılıyor, etrafında dans ediyor ve medeniyeti bir kez daha unutup savaşı, ekonomiyi, dertlerimizi bir kenara bırakarak eğleniyoruz. Geç saatlere kadar süren eğlencemizin ardından Jeeplerimize yerleşip bu kez kısa olan asfalt yoldan otelimize ulaşıyoruz.

DÖRDÜNCÜ GÜN

Ertesi gün kahvaltıda herkes dünü konuşuyor. Güneşten hafif kızarmış güleç yüzlerle şehir turuna çıkıyoruz.

Grubumuzu 2’ye böldük. Marrakech’in daracık sokaklarında böyle büyük bir grupla dolaşabilmek pek mümkün değil. İlk durağımız 1931’de kurulan MAJORELLE Bahçesi, 20. yy’ın en gizemli bahçesi kabul edilen Majorelle’de , 5 kıtadan getirilen 3.000 civarında bitki ile karşılaşıyoruz. Jack ve Louis adındaki ressam kardeşler tarafından oluşturulan bahçe daha sonra Marrakech’i terk etmeleri üzerine belediyeye hediye edilmiş. Ancak bahçenin bakım masrafları çok olduğu için de daha sonra ünlü Fransız modacı
Yves Saint Laurent’e satılmış. Bol miktarda fotoğraf çekimi yapıp, değişik bitki adlarını not ettikten sonra ikinci durağımız olan “SOUK” lara hareket ediyoruz. Daracık sokaklarda ip gibi dizilerek yürüyoruz. Rehber sayımız fazla, etrafımızda rehberlerimizi tanıyan ve onlara yardımcı olan bodyguard görünümlü kişilerde bizlerle birlikte ilerliyorlar.

Yollar boyunca sağlı, sollu yüzlerce küçük dükkan görüyoruz. Bizdeki
Kapalıçarşı misali, Mısır çarşısı benzeri yerlerden geçiyoruz. Buralarda el sanatları ağırlıklı demir, ahşap işçiliği ile yapılmış eşyalar, yöreye özel otantik giysiler, şallar, kumaşlar satılıyor. Alışveriş için kaçırılmaz fırsat, fiyatlar ucuz. 1 Dolar 10 Dirhem. Pazarlık kıyasıya. 700 Dirhemlik bir malı 100 Dirheme indirmek mümkün. Souk’lardaki gezimize eczane adı verilen şifalı otların satıldığı bir dükkana girerek ara veriyoruz. Grubu ikiye bölmemizin bir sebebi de bu mekanın oldukça küçük olması. Hepimiz bir salona yerleşiyoruz. Bize bitkiler ve ürünler ile ilgili açıklamayı daha önce Türkiye’de yaşamış bir eczacı yapıyor. Merhaba diyerek sözüne başlıyor. Tüm ürünler ile ilgili bilgi veriyor. Her derde deva olan yüzlerce ilaç, bitki, zayıflama otları, bitki çayları, yöreye özel baharatlardan bolca alıyoruz. Gruptan bir dolu soru çıkıyor, herkes bir yanıt ve her derde deva ilaç alıyor.Otobüs yolculuğumuz sırasında gördüğümüz ARGAN bitkisinden yapılan yağ ve kremlerden alıyoruz. Teknoloji buraya ulaşmış. Eczanenin mail adresi var. Mail yoluyla sipariş alıyorlar ve gönderi yapıyorlar.

Öğle Yemeğimizi almak üzere “AL ANBAR“ Restaurant’a gidiyoruz. Grubumuza uygun dev gibi bir mekan. tarihi demir bir kapı ve bayraklar arasından geçerek içeriye giriyoruz. İçeride bizi dev boyutlu bir buda heykeli karşılıyor. Bu kez de Fransız mutfağından güzel bir mönü yiyoruz.

Yemek sonrasındaki durağımız “DJEMAA’EL FNA“ meydanı. Burası Marrakech’in en meşhur meydanı. Fas’ın tüm karakteristik özelliklerine rastlıyoruz burada. Meydanda kobra yılanları ve maymunlarla şov yapan adamlar var ve seyyar satıcılar var. Akşam üstü 17:00’den sonra yiyecek tezgahları kuruluyor. Açıkta bildiğimiz kelle, tavuk, deniz mahsullerinden oluşan yiyecekler pişirilip servis ediliyor. Etraf Kutsal Hazine Avcıları film seti gibi. Meydanın etrafında sayısı çok olmayan kafeler var.CAFÉ GLOCIER’nin terasına çıkıyoruz. Cafe çalışanları üzerimize çöpleri süpürüyor, bir kenarda ise işçiler duvarları boyuyorlar.Çokta aldırmıyoruz, burası böyle bir memleket. Marifet tanıtımda, turisti bu şekliyle çekmek bir meziyet. Tepeden görünen manzara ilginç, karşımızda ünlü KUTUBİA CAMİ’nin minaresi, kalabalık meydan. Bu görüntüler arasında sütlü kahvelerimizi yudumluyoruz.

Ezan okunuyor, dünyanın bir başka noktasındayız, Kuzey Afrika. Bunu düşünüp gülümsüyoruz. Farklı kültürler. Marrakech’i görmezsen Fas’I görmüş sayılmazsın, bir seyahat dergisinde okumuştum. Sıkı bir pazarlıkla, ofisimize tumba ve mask satın aldıktan sonra otelimize dönüyoruz.
Gala yemeği olarak adlandırdığımız akşam yemeğimiz bir başka ünlü mekan olan “ GHARNATA PALACE “ da. Şehirde bizi belli bir yere kadar götürebilen otobüslerimizden ayrılarak, dar sokaklardan grubumuzla yürüyerek restaurant’a gidiyoruz. Yol boyunca herkesin dikkatini çekiyoruz. adeta fethe giden bir ordu gibiyiz. Notlarımıza bundan sonraki seyahatlerimizde mutlaka bir Türk bayrağı almalıyız satırlarını ilave ediyoruz.

Sokağa sağlı-sollu dizilmiş ellerinde meşale tutan Restaurant personeli bizleri karşılıyor. Büyük demir bir kapıdan geçiyoruz. Yüksek tavanlı, süs havuzu bulunan bir salona giriyoruz. Fasıl heyeti müzik yapıyor, otantik giysiler giymişler. Bize özel hazırlanmış ikinci bir salona geçiyoruz, dekorasyon, mimari her şey Arabic. Masalarımızın üzerinde gül yaprakları, tavanlardan tül perdeler sarkıyor. Masalsı bir mekan. Herkes masalara yerleşmeden fotoğraflar çekiliyor. Suratlarımızda hayranlık izleri. Garsonlar otantik giysiler içinde Sinbad filminden çıkmış gibiler. Masalarımıza servis edilen mezelerin tatlarına bakıyoruz, bize yabancı olmayan bazılarını görünce herkes mutlu oluyor. Şakşuka, biberli patlıcanlı ezmeler, gezimizin başından beri herkesin beğenerek yediği ekmekler, hepsini zevkle yiyoruz. Devam eden müzik eşliğinde ana yemeğimizi oluşturan Fas mutfağına özel, PASTIA şovlar eşliğinde masalara geliyor. Yöreye özel baharatlarla hazırlanmış tavuk ezmesinden oluşan içi malzemesi ile bir pasta görüntüsü mevcut. En üstte süsleme olarak pudra şekeri var. Dilimlenerek tabaklarımıza servis ediliyor. Bu arada tur boyunca Fas yapımı çok lezzetli şaraplar tadıyoruz. Gruptan pekçok kişi bu şaraplardan satın aldı ancak bir çoğu da sabredemeyerek tur sırasında bu şarapları tükettiler. Yemeğin sonunda masamıza gelen tatlımız yine Fas’a özel. En sonunda ise artık içmeye iyice alıştığımız naneli yeşil çaylarımız geliyor.

Gece boyunca dansözler sahne aldı, Grubumuzda sanatçı ruhlu pekçok misafir ise müziğe eşlik etti. Bizim sürprizimiz ise grupta 36. evlilik yıldönümlerini kutlayan çifte yaptığımız seremoni idi. Şarap, pasta ve güller ile yaptığımız kutlama herkesi duygulandırdı. Mikrofonu ele geçiren herkes sırayla iyi dileklerini, seyahat anılarını ve gezi yorumlarını dile getirdi. Ana fikir ve ortak düşünce Marrakech’in değişik bir kültüre sahip, görülmeye değer bir şehir olduğu ancak memleketimizin her yerden daha zengin değerlere sahip olduğu şeklindeydi.

BEŞİNCİ GÜN

Ertesi gün bizi ülkemize geri götürecek özel uçağa binmeyi beklerken yeni edinilmiş dostluklar pekişmiş, sıcak bir atmosfer hepimizi sımsıcak Marrakech havası gibi sarmıştı

Yonca ŞENGÜL
 




şifremi hatırlamıyorum
üye olmak istiyorum

Bu sayfayı arkaşıma gönder

 Otel ara



site içi arama


burası neresi?



en güzel fotoğraflar





İş Fikileri Düşünce Havuzu



Gerçek Safranbolu Lokumu


Linkler    Bize ulaşın    Üyelik    Acentalara özel    Otellere özel    Otelinizi ekleyin    Hakkımızda

© 1999 Gezi Notları