Bu yazı TMMT’ nin aylık İçsel Gazetesi Toyota Türkiye  & SANet Web Sayfası için hazırlanmıştır.  Belki sözü  edilen ortamlarda kısaltılarak yayınlanabilir. Resimler özgün olup tarafımdan çekilmiştir.  Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com


 

 

Eskihisar Kal’ası & Osman Hamdi Bey Müzesi

[Eskihisar Kalesi, Sahil Şeridi, Taş Viyadük Ayakları, Çay Bahçeleri ve Restoranlar, Onarılmış Ahşap ve Kargir Konaklar]

Nasıl Gidilir

Haydarpaşa-İzmit Demiryolu Hattı Taş Viyadük Ayakları

Eski Geçmişte Eskihisar ve Sahil Şeridi

Eskihisar Kal’ası

Kartaca Kralı Anibal ve Kaleden Kaçışı

Osmanlı Dönemi ve Bir Sayfiye Beldesi Olarak Eskihisar

Osman Hamdi Bey  Müzesi

Osman Hamdi Bey Kimdir?

Zetinyağı İmalathaneleri, Tarihi Çeşme ve Taş-Kargir Konaklar

Dikkat Edilecek Hususlar

Kaynaklar & Referanslar

 

Nasıl Gidilir?

D-100 Karayolu’nda Gebze-Eskihisar Sapağı’ndan güneye dönülerek, yolun güney tarafında yer alan ilk trafik ışıklarına ulaşılır. Bu ışıklardan sonra güneye doğru düz devam edilince demiryolu üzerinde yer alan köprü civarına gelinir. Köprüden hemen sonra sola dönülmelidir. Yol tabelalarına dikkat edilirse, yol gidişi rahatlıkla izlenebilir.

 

Bu aşamadan sonra yol bizi belli bir eğimle kıvrıla kıvrıla vadiye doğru indirmeye başlayacaktır. Gebze, bölgede deniz seviyesinden en yüksek kesimde yer alan bir ilçedir. Gebze Tepesi’nden sonra burada yer alan dağ etekleri denize oldukça dik ve sıralar halinde inmektedir. Eshkihisar beldesi bu dağların deniz kenarında oluşturduğu oldukça dar bir kesimde kurulmuştur. Eskihisar Kalesi ise yerleşim yerinin doğu-kuzey tarafında yer alan tepenin üzerinde bulunmaktadır.

 

                       

 

Yol oldukça düzgündür. Doğrudan feribot limanına giden yol da tercih edilebilir, ama bu yol, işi acele olanların yada körfezin karşı tarafına geçmek isteyenlerin tercih edeceği yoldur. Sözünü ettiğim yol ise güzelliklerin sarmaladığı, üzerinde eski zeytin yağ imalathanesinin bulunduğu, bir kıvrım ile Eskihisar Kalesi’ne çıkan yoldur. Yolun başında, vadiye inilirken biraz mola verilip durulursa, Osmanlı zamanında Almanlar tarafında inşa edilmiş Haydarpaşa-İzmit Demiryolu Hattı’nın taştan viyadükün heyula ayakları gezilebilir. Ayaklar gerçekten azametli olup iki tepe arasında kalan vadiyi geçmek için ta 1870-1873 yılları arasında, zamanının koşullarına göre yapılmış gerçek bir sanat eseridir.

 

 

Haydarpaşa-İzmit Demiryolu Hattı Taş Viyadük Ayakları

Eskihisar-İzmit Demiryolu Hattı, Osmanlı Anadolu Demiryolu Hattı, Bağdat Demiryolu ve Hijaz Demiryolu Hattı projelerinin bir bölümünü teşkil etmektedir. Anadolu toprakları üzerinde Avrupa’dan ta Bağdat’a değin uzanacak büyük bir rüyanın gerçekleştirilmek istenen ikinci büyük evresini teşkil eder. Edirne-Sirkeci arası proje bitirildikten sonra, hattın Asya kesimine geçirilişi büyük bir zorluk aşılarak gerçekleştirilir, oda İstanbul Boğaz’ından geçiştir. Bu geçişe bulunan çözüm, üzerlerinde rayların olduğu vapurlardır. Sirkeci’den vagon-vapurlarına bindirilen kısım kısım çekici ve vagonlar Haydarpaşa’ya geçirilir ve oradan hatlara bağlantı yapılır. Böylece Haydarpaşa hatlarına geçişleri sağlanır.

 

                       

 

Şu anki Haydarpaşa İstasyonu’nun bulunduğu yere bir istasyon binası yapılır ama daha küçük ve şu anki ile karşılaştırıldığında pek gösterişsiz bir binadır. İlk bina bir şekilde hasar görüp, yangın tehlikesi atlatır. Şu anki istasyon binasının yaptırılması daha sonraları gerçekleştirilir. Lokomotif ve vagonların geçişlerinin vapurlarla yapılması ilk zamanlarda mı tasarlanmış yoksa sonralarımı gerçekleştirilmiş, bu konuda pek ayrıntıya rastlamadım. Hattın Haydarpaşa’dan Pendik’e kadar getirilmesi oldukça zaman almış. Pendik-Gebze arası ise ikinci evre olarak gerçekleştirilmiş. Gebze-İzmit arası ise en fazla zaman alan kısmı olmuş hattın. Gebze’den itibaren, ilk vadiyi geçmek oldukça engel oluşturmuş.

 

        

 

Bu vadideki toprak yapısının toprak-kaymasına elverişli olması ve hattın eğim verilmeden geçirilmesi zorunluluğu, vadinin viyadükle geçilmesi olayını ortaya çıkartmış. Bu geçiş için zeminin sağlamlaştırılması ve yağmur ve benzeri doğal durumlarda toprağın demiryoluna zarar vermemesi için vadi örülen büyük taş ayaklar üzerine oturtulan viyadük köprü ile geçilmiş. Vadiyi geçen köprü için bir uçtan diğerine tam beş taş ayak örülmüş. Doğu yakada kalan yamaca oturtulan bent  ta zemine kadar tıpkı ayaklar gibi örülmüş ve köprünün toprak içinde kalan en kısa ayağını oluşturmuş.

 

                        

 

Doğu tarafta kalan son ayağın güney tarafında ama hiza olarak diğerlerinde farklı bir açıda bulunan “ilave ayağın” ne amaçla yapıldığını bilmiyorum. Ayaklar zeminden yukarı doğru konikleşmekte ve daralmaktadır. Ayaklar tabanlarda daha geniş bir tabya yada bir zemin üzerine oturtulmuşlar. Ayakların bulunduğu çevre ilave taşlarla örülüp toprak kaymalarına karşı korunmuş. Kullanılan taşlarda zaman içersinde oluşan kirli hava nedeni ile bir küflenme ve dökülme oluşmamış. Granit benzeri taşlar kullanılmış. Belli bir estetiğe ve sanat özelliğine dikkat edilerek inşa edilmişler. Halen, adeta yeni yapılmış gibi dimdik ayakta durmaktalar. Yolunuz buralara kadar düştükten sonra daha yakından gidip görmenizde yarar var diye düşünüyorum. Tabii ki geçmişe ait yapıtlara bir ilginiz varsa, yoksa çalı ve dikenlikler arasında kalmış taş yığınlarını görmeye çalışmak hiçte zevkli gelmeyebilir.

 

Bundan başka bu viyadükten itibaren ta Hereke düzlüğüne varıncaya dek tam sekiz adet tünel yapılır. Hattın elektriklendirilmesinden sonra bu tüneller çift hatta göre tekrar düzenlenmiş. Eski tünellerden geriye kalan ve varlığını sürdürenler mutlaka vardır. Ama eski hat bu kesimin dağ yapısı nedeni ile denize dik inen yamaçların en ucunda yer almaktadır. Hatta paralel bir yol bulunmadığı için bu tünellerden hangisinin var olduğunu görme şansım şimdilik olmadı. (1)

 

Eski Geçmişte Eskihisar ve Sahil Şeridi

Osmanlılar zamanında, Eskihisar köyüne oldukça fazla mimari eser yapılmış. Ee ne de olsa yönetimin üst kademelerinde insanların yazları sürekli kaldığı bir köydür Eskihisar. Şu anda görülmeye değer köy çeşmesi ve kütüphane yada okul olarak kullanılan bina ve Osman Hamdi Bey Müzesi binaları en gözde yerlerdir. Osman Hamdi Bey Müzesi’ne çok yakın olan bina tam köşede ve tarihi çeşmenin batı tarafındadır. Doğu tarafta sahilde yer alan Eski Cami zamanla yıkılmış ve yerine yenisi yapılmış ama pek mimari özelliği yok.

 

                           

 

O zamanlar sahil şeridine paralel bir yol yokmuş. Şu anda var olan yol sonradan oluşturulmuş. Belki o zamanlar sahil yalı, konak yada özel konutların önleri çevrili olarak kullanılıyordu. Denize girilip girilmediği konusunda bir bilgiye rastlayamadım. Ahşap binaların neredeyse hepsinin alt katları ya taş-örme duvarlarla çevrili yada en azından temelleri taştan yapılmış. Bu tarzın sıcak yaz zamanlarında içeride yaşayanlara belli bir serinlik sağlaması amacıyla yapıldığını düşünüyorum.  

 

Eskihisar Kal’ası

Eskihisar Kalesi, deniz kıyısına yakın olan ve beldenin kuzey-doğusunda bulunan dik yamaçlı bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kalenin limanı korumak ve Marmara Körfezi’nde yer alan gemi trafiğini denetlemek amacı ile Bizans döneminde yada Bitinya Krallığı zamanında yapıldığı zannedilmektedir. Kalenin duvar ve surları tuğla süslemelidir. Kaleye olan tek giriş sadece kuzey tarafında yer alan ana giriş kapısından yapılabilmektedir.

 

                       

 

Kale uzun yıllar kendi haline bırakılmış ve zaman içinde harabeye dönmüş ve yıkılmaya yüz tutmuş. Kültür Bakanlığı, kalenin kuzey tarafında kalan burçlar ile dış çevre sur ve duvarlarını eski haline döndürmüş. Kalenin iç kısımlarından hangi bölümlerin eski haline döndürüldüğü hakkında bir bilgim yok. Ziyaretim hafta sonuna rastladığından kale içini gezme fırsatı bulamadım. 

 

Bazılarına göre, Eskihisar (Nikeiatada yer alan kale İ.Ö. 2. yy’ da yaptırılmıştır. Bu zaman dilimi de tanınmış Kartaca Kralı Anibal’ın zamanına denk düşmektedir. Başka bir sava göre kale Bizans İmparatorluğu zamanında inşa edilmiştir. Ancak kalenin Bizans İmparatorluğu’nun son zamanlarında onarıldığı kesin gibidir.

 

                        

 

Gebze ve civarı Romalıların hakimiyetine girmeden önce Bitinya Krallığı’nın yönetimindedir ve Roma yönetimine katıldıktan sonra da uzun bir süre Bitinya toprakları olarak anılmıştır. Kale ve yakınında yer alan köyün adının ilkin Lbyssa olduğu sonraları ise Dakieysa olarak geçtiği söylenir. Ancak Lbyssa adının Gebze için kullanıldığı ve Gebze’ ye bağlı olan ve deniz kıyısında yer alan bugünkü adları ile Darıca ve Eskihisar olan köyler ile karıştırıldığını sanıyorum. Gebze’ nin antik zamanlardan itibaren şu isimler ile anıldığı çeşitli tarihi belgelerde ve haritalarda görülebilir; Lbyssa, Libyssa, Dacybyza, Dacibyza, Daciviza, Dakieysa, Guebze, Geioze, Gebize, Gekboze, Gekbuze, Gekbüze, Gelbize, Geliboş, Gökboze, Guebize, ve Gebze. İsimlerin gerçek evrimi ve sıralaması konusunda bir kesinliğe sahip değilim. Antik ve tarihi haritalarda Eskihisar köyü için kullanılan ad Nikeiata’ dır.

 

                     

 

Eskihisar Kalesi’nin yapılış nedenleri çeşitlidir. Bitinya Krallığı döneminde en şanlı evresini yaşayan İzmit (Nicomedia) büyük bir yerleşim ve ticaret merkezidir. Tarihi İpek Yolu da buralarda kesişmektedir. Her ne kadar sonraları ticaret yolu İzmit Körfezi’ nin güney tarafına geçirilip Karamürsel-İznik yoluna kaydırılmış olsa da, o zamanlara değin Körfez denetim altında olması gereken bir özelliğe sahiptir.  Çağında körfezin deniz trafiğini denetlemek için Hereke’den önce var olan yegana stratejik bir konum sunar, hisarın yapıldığı tepe. Toprak yapısı olarak kayalık, tepe denize oldukça dik inen bir yapıya sahip olup, ele geçirilmesi ve kuşatılması açısından da kolay bir yer değildir. (2)

 

                       

 

Kaleye çıkış yolu, tepenin kuzey taraflarına yapılan villa ve sitelerin çeşitli altyapı çalışmaları ile oldukça bozulmuş. Yol kötü durumda ama, kale önü Gebze Belediyesi’ nin çabası ve bir özel kuruluşun katkıları ile düzenlenmiş, ama yinede bulacağınız ortam sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Gösterilen ilgi bir yerde sabit kaldığından bozulma ve ilgisizlik ortamı değiştirmiş. Bir de insanların çevrelerine olan duyarsızlığı ve kirletme alışkanlığı çevreyi bakımsız hale sokmuş.

 

Kalenin dış surları ve duvarları çepe çevre onarılmış, giriş kapısı ve her iki yanında yer alan burçlar aslına uygun olarak tekrar örülmüş. Gönderdeki bayrak nazlı nazlı dalgalanmakta. Hafta sonları kale kapsı zincirle bağlanıp üzerine kilit vurulmuş olduğundan içeri girilememektedir. Dışarıdan görebildiğim kadar ile içersinde orta taraflarda bir yerlere sandalyeler dizilmiş yada tiyatro benzeri bir izleme kesimi oluşturulmuş. Belki belli zamanlarda burada eğlenceler düzenlenmekte yada etkinlikler yapılmaktadır. Giriş kapısının sol tarafında yan yana, bir zemin üzerine eskilerden kalma doldurma toplar konulmuş. Boyları oldukça uzun ve farklı boylarda. Kalenin geçmişi ile bir ilgilerinin olup olmadığı konusu, girişin sağ ve sol tarafında yer alan bilgi levhalarında belirtilmemiş.

 

                       

 

Kartaca Kralı Anibal ve Kaleden Kaçışı

Tanınmış Kartaca Krallığı’nın en meşhur kralı Anibal (Hannibal). İspanya’da yer alan Kartaca Krallığı (Carthagania) toprakları gelişmekte olan Roma İmparatorluğu’ nun saldırıları altında kalmaya başlar. Bu Kartaca Krallığı ile  Roma İmparatorluğu’nun çıkarlarının çatışacağı anlamına gelecektir. Kartaca Krallığının fethettiği bir kısım topraklar, Akdeniz’ in güney tarafında kalan, bugünkü Tunus’ un topraklarını içene almaktadır. Tunus toprakları içersinde de yer alan Kartaca (Carhagania) isimli bir bölge vardır. Bu isim antik haritalarda görülebilir. Ama asıl Kartaca Krallığı İber Yarımadası’nda yani İspanya’nın doğu kesimlerinde gelişmiştir. Kuzey Afrika’daki etkinlik alanı ta Mısır’a değin uzanır.

 

             

 

Roma İmparatorluğu, ilk evrelerinde, neredeyse bir dünya imparatorluğu haline ulaşmış Kartacalılar’a çok öykünür. Etki alanları birbirine girer. Roma İmparatorluğu büyüyüp genişleyecek ve Kartaca Krallığı gerileme evresine girecektir. Bu gerileme ve düşüşü belirleyen de çok bilinen Punic Savaşıdır. Kartacalılar’ın etkinlik alanları ta Afrika’nın kuzey uçlarına ve bugünkü İtalya topraklarına kadar uzanan büyük bir alana yayılmıştır. Romalılar bir güç olarak ortaya çıkmaya başladığında Kartacalılar ile çatışmalar başlar. İtalya ve çevresi üzerinde kesin bir hakimiyet kurmak isteyen general Anibal büyük bir ordu ile İber Yarımadası’ndan Alpler’e doğru yola çıkar. Amacı Romalılar üzerinde kesin bir etkinlik kurmaktır.

 

           

 

Ordusu kalabalık, iyi donanımlı ve acımasızdır. O zamanların dünyasında aşacağı bölge çok vahşi ve ordularının geçeceği yollar düzensiz, mesafe çok uzaktır. Ordusu filler, atlar ve öküzler eşliğinde ilerlemektedir. Etrafında yer alan bir sürü düşman kabile ve aşiretlerle savaşır, hepsini yener. Önüne çıkar Roma garnizonlarını silip süpürür. Romalı kral Anibal’ın orduları ile karşılaşmak ve savaşmak istemez. Uzun aylar süren bu seferde Anibal’ın orduları, bugünkü İtalya’da yer alan Pirene Dağları’nın sarp yamaçlarında, çeşitli düşman kabilelerin vur-kaç saldırıları ve bastıran kış koşulları ile perişan olur.

 

Romalılar ile yaptığı savaşta kötü bir bozguna uğrar, ordusu darmadağın olur. Kendisi kaçıp, Suriye’ye sığınır, orada Romalılar’a teslim edileceğini öğrenince bir yolunu bulup Bitinya Krallığı’na kaçar. Bitinya Kralı Prussia onu kabul eder. Anibal Romalılar’ın Bitinya Krallığı’na saldırmaya cesaret edemeyeceğini, etse bile karlın kendisini Romalılar’a teslim etmeyeceğini düşünür. Ancak Bitinya Krallığı Anadolu’da (Anatolia) yada Küçük Asya’da (Asia Minor) oldukça küçük bir krallıktır. Anibal’ın Bitinya Krallığı’na sığındığı bu zamanlarda Eskihisar kalesi’nde de kalıp yaşadığı anlatılır. Roma’nın baskısı ile Bitinya Krallığı’nda da bir tür hapis ve gözaltında tutulur. Eskihisar Kalesi’nden (Nikeiata Castle) de bir şekilde kaçar ama yakalanıp Romalı askerlere teslim edeceğini anladığı için, hep boynunda taşıdığı zehiri içerek yaşamına son verir.  Anibal’ n hisardaki yaşamına dair buna benzer başka öyküler vardır.

 

                              

 

Ölümünden sonra, Anibal gibi büyük bir krala yakışmaz diye düşünülerek, saygı gereği büyük bir anıt-mezar yaptırılır. İşte Anibal için yaptırıldığı söylenen bu anıt-mezar şu anda Marmara Araştırma Merkeze (MAM) sınırları içersinde kalmaktadır. Mezar hafta içlerinde 09:00-17:00 arası ziyaret edilebilmektedir. Hafta sonları ve bayram tatillerinde ise ziyarete açık değildir. (3)

 

                        

 

Osmanlı Dönemi ve Bir Sayfiye Beldesi Olarak Eskihisar

Osmanlı yönetimi evrelerinde İstanbul’a yakın pek çok yer yazları yönetimin çeşitli kademelerinde yer alan kişiler için sayfiye yeri olarak kullanılırdı. Anadolu tarafında ta Pendik’e değin körfez sahiline paralel bir çok köy ve yerleşim yerinde, parasal olanakları yüksek yada belli bir nüfuza sahip kişilere  ait köşk, yalı yada konaklar yer alırdı. Gebze ve çevresi ise merkeze oldukça uzak olmasına rağmen, doğasının güzelliği ile ayrı bir çekim merkezi oluşturmaktaydı.

 

                       

 

Gebze İstanbul-Bağdat ticaret yolu üzerinde yer alırdı. Çoban Mustafa Paşa Külliyesi gibi o zamanların ölçütlerine göre oldukça büyük bir külliyenin Gebze’de yaptırılmış olması bile tek başına Gebze’ye verilen önemi göstermektedir. Bundan başka Haydarpaşa-İzmit Demiryolu hattının 1873 yılında hizmete girmesinde önce hat kademe kademe hizmete girmiş ve Eskihisar ve Darıca gibi uzak yerlerin ulaşımlarını oldukça kolaylaştırmış ve yakınlaştırmış. Bu uzak köyleri ilgi alanına sokmuştu.

 

Köyde (Nikeiata) kalenin de yer alması belki ayrı bir çekim nedeni olmuştur. Ama civarda yer alan tarihi zeytinyağı imalathanelerinin de bölgede ticaretin ne denli geliştiğini göstermektedir. Köye paşa ve yöneticilerin konut yaptırmaya ve yazlarını burada geçirmeye başlamaları, diğer varsıllarında ilgisini çekmiş olsa gerek. Harabe haline dönmüş olsalar da hala varlıklarını koruyan bir çok ahşap ve kargir konak yada köşkler, bir zamanlar Eskihisar’ın ne denli parlak zamanlar yaşadığının dilsiz kanıtlarıdır. Bu eski konaklardan bazıları onarılıp, restoran yada kulüp haline getirilmiş yada bireysel konutlar olarak kullanılmaktalar. Özellikle Rotary Kulübü’nün onardığı ve caminin kuzey-doğu tarafında yer alan ve aslı gibi yapılmış özel konutlar seyre değer güzellikleri oluşturmaktadır.

 

        

 

Osman Hamdi Bey ve Müzesi

Müze Eskihisar beldesinin merkez sayılan kısmının batı tarafında, sahile paralele bir yerdedir. Binanın bulunduğu arsa sahile paralel olup, bahçesi ağaçlık ve kuzeye doğru yükselen bir tepe üzerindedir. Osmanlı Hanedanlığı sıralarında Gebze ve civar köyleri özellikle yönetimin üst düzey kişileri için yazları gelinip kalınan gözde yerler arasında yer almaktadır. Osman Hamdi Bey’in babasının da Eskihisar köyünde bir konağı vardır. Osman Hamdi Bey 1884 yılından itibaren ömrünün neredeyse tüm yazlarını Eskihisar köyünde geçirmiştir. Köyün batı tarafında yer alan sahildeki köşk ve eklenti binalarına resim stüdyosunu (resimhane) ve kayık barınağını (kayıkhane) yaptırır. 

 

                       

 

Köşk ve eklenti binaları (müştemilatı) 1. Dünya Savaşı sıralarında karargâh komutanının emrine verilmiş. İsmet İnönü ve Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın çeşitli evrelerinde bu köşkte kalmışlardır. Sonraları ise diğer tüm benzer yerlerin başına gelenler Osman Hamdi Bey’in köşkünün de başına gelmiş, köşk uzun süre kaderine terk edilmiş. Zaman içersinde çıkan bir yangın ile üst katı yanmış. Ancak 1966larda köşk, müştemilat ve korusu Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca tescil ettirilip kamulaştırılmış. Turizm Bakanlığı Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından köşk, müştemilat ve korunun düzenlenip eski haline getirilme çalışmaları ancak 1985 yılında başlatılabilmiştir. Çalışmalar iki sene kadar sürmüş ve köşk ve eklenti binaları bugünkü haline dönüştürülebilmiş. Müzede Osman Hamdi Bey’in kişisel eşyaları, aile resimleri ve yapmış olduğu resim çalışmalarından geriye kalan bazı yapıtları sergilenmektedir. (4)  

 

Osman Hamdi Bey Kimdir?

Osman Hamdi Bey, 1856 yılında İstanbul’da doğar. Babası Osmanlı sadrazamı İbrahim Ethem Paşa’dır. İlkokul öğrenimini Beşiktaş ta yapar. Lise öğrenimini Maarif-i Adliye’de tamamlar (1856). Paris’ te Hukuk eğitimini tamamlar (1864). Paris dönüşü Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü’nde işe başlar (1869). İstanbul’a dönüşü sonrası Saray Protokol Müdür Yardımcılığı görevine getirilir (1871).

 

             

 

Osmanlı Devleti’nin çeşitli üst düzey görevlerinde çalışır ve Saray Müze Müdürlüğü (Müze-i Hümayun) ile görevlendirilir (1881). Türk Müzeciliği’nde oldukça büyük ve değerli katkıları olmuştur. Hem müzeciliğin batı tarzı müzecilik kural ve uygulamalarına göre şekillenip gelişmesini sağlar hem de Osmanlı Devleti zamanlarında değerleri pek bilinmeyen ve sürekli olarak yabancıların yurt dışına çıkardığı tarihi mirasımızın korunması ve ülkemizde kalmasını sağlayan belli yönetmeliklerin (Asar-ı Atîka Nizamnamesi: Antike Eserler Yönetmeliği) çıkarılmasında öncü olur (1884).

 

Türk Müzeciliği’nin temellerinin oluşmasını sağlarken diğer taraftan ise Güzel Sanatlar Okulu’nun (Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi) kurulmasında öncülük eder, hatta bir dönem okulun müdürlüğünü de yürütür. Arkeolojiye olan bu yakın ilgisinin yanında resme de oldukça ilgi duyar ve belli çalışmalar yapar. Çalışmaları ile Türk resminin gelişmesine katkıda bulunur. Eserleri bir çok müze ve koleksiyonda yer alır. Yapıtlarının çoğu şark (doğu) anlayışı ile yapılmıştır. Bir çok figürleri Türk resmi için öcülük etmiştir.

 

                    

 

Osmanlı yönetimi zamanında ilk arkeolojik kazı çalışmalarını başlatır ve bizzat bir çok kazı çalışmasına önderlik eder. Özellikler Lagina Tapınağı, Nemrut Dağı ve Sayda Kazıları gibi kazılarda baş rol oynar. Sayda Kazıları’nda bulunan eserlerin sergilenmesi işi ile çok uğraşır ve bu amaçla bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin hizmete açılmasını sağlar ve bulguların bu müzede sergilenmesini sağlar (1891). (5) 

 

Zeytinyağı İmalathaneleri, Tarihi Çeşme ve Taş-Kargir Konaklar

Zeytinyağı imalathanelerinden sadece iki tanesine rastladım. Birisi köye inen yolun sol tarafında kalıyor, diğeri ise köy merkezinde, yolun üçe ayrıldığı kısmın sol tarafında kalmaktadır. Yol üzerinde bulunan bina üç katlı olup oldukça iyi korunmuş gibi durmaktadır ama belli bir amaç için kullanılmadığı sürece buranın zaman içinde yıkılıp gitmesi içten bile değildir. Aslında oldukça nefis bir restoran haline döndürülebilir ve bulunduğu ortam da buna çok uygundur.

 

                          

 

Merkezden doğuya dönülüp sahil şeridi takip edildiğinde belirgin olarak karşımıza çıkan ilk gösterişli bina Rotary Kulübü’ nün restore ettirdiği ve alt katı restoran olarak kullanılan binadır. İleride yer alan cami geçildikten sonra ahşap konaklar, kale ve sahil adeta iç içedir. Ara sokaklara girip dökülmeye yüz tutmuş olmalarına rağmen konutları yakından inceleyebilir ve görüntü alabilirsiniz.

 

                        

 

Konutların neredeyse çoğunun temel yada subasman seviyeleri taş ile örülüdür. Bu örgüler arasına yada kapı önlerine yada sokağın taşları arasına konulmuş tarihi kalıntı parçaları dikkatinizi çekebilir. Elimden geldiği oranda işlemeli giriş kapıları, pencere ve cumbaların görüntülerini almaya çabalıyorum. Eskilerden kalma Osmanlıca yazılmış yazıtlar varsa bunları da görüntülüyorum. Ancak her zaman şanslı olduğumu söyleyemem.

 

Dikkat Edilecek Hususlar & Yeme İçme Yerleri

Eskihisar Darıca’dan daha küçük bir yerleşim yeridir. Şayet burayı ziyarette oldukça lüks lokanta, çay-bahçesi ve benzeri yerler arınırsa, bunlar burada yoktur. En lüks görünen yer Rotary Kulübü’nün bulunduğu binanın zemin katında yer alan restoran sayılabilir. Sahil boyunca yer alan çeşitli restoran ve çay bahçeleri oldukça düzenli ve temiz yerlerdir ama çoğunluğu salaş ve ufak yerlerdir. Fiyatlar makul ve ödenebilecek seviyelerdedir. Gözünüze kestirdiğiniz herhangi bir restoran yada çay bahçesine oturabilirsiniz. Bunlara ilaveten sayıları oldukça fazla büfe ve seyyar satıcıda mevcut. Çay bahçelerinin çoğu ağaçlar ile kaplı ve gölgelerde oldukça serin. Mendirek civarında balık tutanlara katılabilir yada balık için kayık kiralayabilirsiniz.

 

                       

 

Eskihisar’a sabah vakitleri gitmede yarar vardır. Öğleden sonraları artan trafik, oto park alanlarının kısıtlı olması nedeni ile arabaların park edilme sorununu ortaya çıkartmaktadır. Sahil boyunca yer alan belli boş alanlar değnekçilerin keyfi denetimleri altındadır.  Vaktiyle sahilde Belediye Plajı varmış. Bunun kullanılmayan kalıntıları hala varlığını koruyor. Sahilden yol geçirilmesi ile sahilden yararlanma olanağını oldukça kısıtlanmış. Buna rağmen çevreden gelmiş ve sıcaktan bunalmış aileler çeşitli alanları plaj haline getirmişler.

 

                    

 

Marinaya benzer bir alan olan mendireğin her iki tarafında denize girilmektedir. Denize giren insanları seyretmek oldukça hoş geldi bana. Çocukluğumu hatırlattı. Bir zamanlar Derince sahilinde de bizler öyleydik. Elbiselerle, iç çamaşırlarla rengarenk bir görüntü. O zamanlar anlayış ve olanaklar o şekildeydi. Görünen o ki belli kesitler için ekonomik durum ve deniz ile ilgili bilgi galiba hep aynı düzeyde kalmış.

 

                           

 

Osman Hamdi Bey Müzesi bahçesinde yer alan kafede oldukça temiz ve çekici. Solunan hava ve binada Türk resmine ve müzeciliğine yön vermiş değerli bir insanın yaşamış olması insanı adeta başka dünyalara götürüyor.

 

Kaynaklar ve Referanslar

1.) Turkey, the Great Powers, and the Baghdad Railway A Study in Imperialism. by Earle, Edward Mead, New York, NY Mac Millan Co. 1924 (c1923).

2.) Graecie Pars Septentrionalis, Laurie & Whittle, London 1794. Detailed map of northern Greece includes Macedonia & Thrace. Shows the Aegean Sea, the islands of Lemnos & Skyros and many smaller islands. The Dardanelles and the Sea of Marmara. Turkey & Istanbul. Notes in detail all principal towns and harbors, rivers & elevations. Maps of the Empires, Jasper Griffen, Oswyn Murray. New York: Oxford University Press, 1994. Nicomedia and Bithynia, Jones, A. H. M. The Cities of the Eastern Roman Provinces. 2d ed. Oxford: Clarendon Press, 1971. Sea of Marmara, 1879-82. 25 1/4 x 49 1/2.

3.) “Kartaca Tarihi ve Anibal”, Derleme Erkan Kiraz.

4.) “İzmit & Çevresi”, Derleme Erkan Kiraz.

5.) “Osman Hamdi Bey & Osmanlı Tarihi”, Derleme Erkan Kiraz.

 

 

Buraya ilave ettiğim görüntüler ĵ oranında küçültülmüştür. Özgün olanları adreslerini belirttiğim Web Sayfalarımda mevcuttur. Resimleri ĵ oranında küçültmek zorunda kaldım, Word Kelime İşlemcisi bu tür resim ve grafik ilavelerini taşımada oldukça zorlanmaktadır.

http://community.webshots.com/user/erkankiraz

http://community.webshots.com/user/erkankirazi

http://community.webshots.com/user/erkankirazi2

http://community.webshots.com/user/erkankirazi3

http://www.virtualtourist.com/erkankiraz

http://www.trainweb.org/demiryolu/

site: Jean-Patrick Charrey, translation into Turkish: Erkan Kiraz

erkankiraz@yahoo.com 17/07/01

 

 

İ Copyrighted to Erkan Kiraz.

 Bu yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir.

This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author.

Prepared By Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on 17/07/01.