Şehrin gürültüsünden, kalabalığından ve gri görüntüsünden kurtulmak istiyorsanız, gökyüzünü binaların arasından görmek sizi rahatsız ediyorsa bu sayfalarda biraz vakit geçirin.
 Ana sayfa   Gezi notları   Bilgi paylaşımı   Geziler   Oteller   Yazılar   İpuçları   Doğa ve fotoğrafçılık

Abant   
Adada   
Adalar   
Adatepe   
Adrasan   
Ağva   
Aix en Provence   
Akyaka   
Aygır Deresi   
Ayvalık   
Belgrad Ormanı   
Bergama (Şehir)   
Bergama Antik Kenti   
Bozcaada   
Cumalıkızık   
Çandarlı   
Çiğdem Yaylası   
Çubuk Gölü   
Dalyan   
Datça   
Davlumbaz   
Doğançay   
Dupnisa Mağarası   
Efteni Gölü (Melen)   
Eğirdir   
Ercivan   
Erikli   
Göynük   
Güver Uçurumu   
Güzeldere   
Harran   
İğneada   
İnönü   
İznik   
Kanlıdivane   
Karacaören   
Kartalkaya   
Kartepe   
Kastro   
Kazkıran   
Kefken   
Kıyıköy   
Kızkalesi (Korykos)   
Madenderesi   
Ménerbes   
Mor Mihail Kilisesi   
Mudurnu   
Öküzovası   
Polonezköy   
Safranbolu   
Salon de Provence   
Sapanca   
Serindere   
Spil Dağı   
Sülüklügöl   
Sünnet Gölü   
Şirince   
Taraklı   
Tirilye (Zeytinbağı)   
Uludağ   
Uzunköprü   
Yedigöller   
Zinciriye (Sultan İsa) Medresesi   
Detaylı liste için tıklayın  

Mavi Bayraklı Plajlar 

Gezip görüklerim, duyup yazdıklarım
Erkan Kiraz
erkankiraz@yahoo.com
  
Diğer yazılar

Yazar hakkında:

1957 yılında İzmit, Derince'de dünyaya gelen Erkan Kiraz evli ve iki çocuk babasıdır. Adapazarı, Toyota Otomotiv'de İthalat ve İhracat uzmanı olarak çalışan yazarımız iyi derecede İngilizcesinin yanında, Almanca ve  Fransızca dillerine aşinadır.

Erkan Kiraz, gezilerini kaleme almakla ilgili düşüncelerini şöyle özetliyor:

Amacım sahip olduğumuz doğal, çevresel, sosyal ve kültürel değerlerimizi görüntü ve yazı ile kayda geçirmek ve gelecek nesillere kalıcı bir şeyler bırakmaktır. Yazılarımı "Deneme Yazıları" olarak kaleme alıyorum. Yazma ve görüntüleme ilkem; duyup dinlediklerimi, ilk intibalarımı, bizzat yaşadığım deneyimlerimi, yaptığım araştırmalardaki bilgilerle harmanlayıp yazmak ve "Ne görüyorsam o" şeklinde görüntülemektir.
Seyrek, Sarısu, Kerpe

Bu pazar nereye gitsek !

Kandira - Kerpe General Views© By Erkan Kiraz  Dün akşamdan başlayan "Yarın evde mi otursak yoksa, Sapanca Erdemli Köyü'ndeki İstanbuldere Balık Tesisleri'ne mi gitsek" konuşmalarımız, ne olursa olsun Karadeniz kıyısına gidelim şeklinde sonuçlandı. Yenilerde pek gitmediğimiz Seyrek ile, sadece adını duyup bildiğimiz Sarısu, Miço Koyu ve zaman yeterse Çamkonak yörelerini gidip görmenin daha uygun olacağında fikir birliği yaptık. Biz diyorum ama aslında ben ve kayınpederim yapıyoruz bu planı. Geçen hafta olduğu üzere, tura kayınpederim Ali Osman Bey ile çıkacağız. Cumartesi günleri yaptığım kısa gezi ve turlara, daha çok kızım Bengisu ile yada yalnız çıkarken, Pazar günleri ise çoğunlukla kayınpederim ile giderim. Alıştık birbirimize.

Kayınpederim uyumlu insandır. Her koşulda beraberliği, gezmeyi, olaylara katılımı sever ve her hangi bir şeyden şikayet ettiğini duymamışımdır. Para harcamayı sevmeyen, cebinde akrep var denilen bir tip. Biraz da inatçıdır. Ama beraberken inanılmaz cömert ve gerektiği yerde harcanacak paranın önemine pek aldırış etmeyen bir kişi. İyi bir yol arkadaşı benim için. İnatçı olmasına rağmen rastgele planlara, "Hadi şunu da yapalım" benzeri önerilere hiç itirazı yada çekincesi olmaz. O da, anını en güzel yaşamaktan yana fırsatını bulunca. Geriye sorun kalıyor mu? Yok. O zaman yeni macera ve keşiflere devam. Denenmemiş gidilmemiş yollardan.

Sabah kalkışımız 06:30. Hem cep telefonumun hem de masa saatinin zilleri inatla çalmakta. Bir de kayınpederimin telefonu çaldırması yok mu!. Üçlü koro. Kaş'ta olsaydım gecenin bir yarısı yani 03.00'lere başlayan horoz sesleri de bunlara eşlik ederdi. Hafta içi olsa jiletle kazınırım ama işin ucunda gezip tozmak var ya. Birden diriliyorum. Hazırlıklarımızı tamamlamamız yarım saat filan sürdü. Deniz malzemelerimiz, makinelerimiz ve aparatları, araç buzluğunun hazırlanması ve içinin doldurulması. Gezi türü kıyafetler, bel çantaları ve diğer gerekli araç-gereçler. Bir kazma-kürek takımımız eksik! Hareket 07:00. İzmit kent-içine giriş ve Sarıyer Börekçisi'nde enfes bir kahvaltı. Bu börekçi oldukça tutuldu. Temiz, bakımlı ve hizmetleri mükemmel. Börek çeşitleri bol ama erken saatlerde tükeniyor. İzmit'te ona yakın şube açtılar. Biz daha çok Belediye Plaza altında, Alemdar Caddesi tarafından girişte, zemin katta kalan dükkanı tercih ediyoruz. Börekler leziz. Su böreği. Öyle son zamanların yassı biçimde olanından değil. Hani kalın, dışı kızarmış, içi lime lime bembeyaz biçimde pişirilenden. Kıymalı ve peynirli börek. Poğaça çeşitleri. Bir de uzun ince peynirli ve kıymalı pide. Sanki Kastamonu Pidesi benzeri. Sabah erken saatte çay olanağı yok. Ancak öksüz doyuran, kocaman cam bardaklarda buz gibi limonata.

Sabahın erken saatleri. Sokaklarda sadece, bir yerlere pikniğe giden insanlar var. Sayfiye yada piknik yerlerine toplu olarak gidecek insanların kümeleştiği belli yerler. İnsanların ellerinde çantaları ve torbaları. Kent daha uyanmamış. Güneş bile sabahın yoğun bulutları arasında gizlemiş kendisini pek göstermek istemiyor. Camlarımızı açmışız. Hava biraz serin. Tam kıvamında. Ilık ılık esiyor. Rastgele ayarlanan radyondan tatlı ve ritmik bir şarkı, kısık sesle eşlik ediyoruz. Parmaklarımız farkında olmadan ritim tutuyor ikimizin de. Karnımız doymuş. Sigaramı tellendirmişim. Acelemiz yok. Yavaş yavaş gidiyoruz. D-100'den Kandıra Sapağı'na ulaşıyoruz. Yol bomboş. Bu yol harika kolaylık sağladı. Ortalama 100 Km hızla gidildiğinde yarım saatte Kandıra. Bizim ise acelemiz yok. Olayın keyfini yaşaya yaşaya gideceğiz. Daha sabah çayımızı içmemişiz. Yol kenarında kurulu bazı satıcı tezgahları ve çay bahçeleri var. Amacımız onlardan birisinde çayımız içmek.

Burada Tüm Yollar Kandıra'ya Çıkar

Kandira-General Panoramas©byerkankiraz  Kandıra'nın ilk yol ayrımından eski yola sapıyoruz. Burası biraz nostalji oldu artık. Kıvrıla kıvrıla inen, dar, yer yer çökmüş bir yol. Ama her iki tarafında adeta bahçıvan elinden çıkmışçasına düzenli ağaçlıklar var. Yol kenarında olan fundalık ve ağaçlıklar insana ayrı bir huzur ve dinginlik veriyor. Hava temiz, oksijen bol. Yolda belli çukurlara girilip çıkıldığında, araç adeta havalanıyormuş hissi oluşuyor insanda. "Kandıra'ya Hoş Geldiniz" takının hemen berisinde bir çeşme vardır. Park için oldukça dar bir alanı var ama trafik yoğun değil. Bir süre burada mola veriyoruz. Çeşme üzerindeki tarihe bakılırsa daha geçen sene onarılmış. Bu çeşme bildim bileli burada vardır.

KKandira-General Panoramas©byerkankiraz  andıra merkezde, aracımızı uygun bir yere, bir eczanenin önüne park ediyoruz. Daha dükkanlar yeni açılmakta. Bazıları ise çoktan satışlarına başlamışlar. Şile, Ağva, Bağırganlı, Seyrek ve Sarısu tarafına gidecekler Kandıra merkezden geçmek zorundalar. Kerpe-Kefken tarafına gidenlerden bazıları ise sabah yada gündelik alışverişlerini yapmak için buraya geliyorlar. Dükkanların önlerine yanaşmakta olan araçlar. Kimisi park halinde. Bazıları ise yollarına devam ediyorlar. Ben Özgür Kocaeli Gazetesi'ni alıyorum ve meydanda, bir yapının üst katında olan çay bahçesine oturuyoruz. İkişer bardak sabah çayı. Tavşan kanı mübarek. Yada bize öyle geliyor. Ama Allah var, yeni demlenmiş taze çaylardı. Bardağı 250 bin TL. Sudan ucuz diyeceğim ama değil. Bir 0,5L'lik su da 250 bin TL.

Eh artık erzak depolamamız gerek bizim de. Buzlukta bazı malzemelerimiz var ama piknik olayı için, peynir, zeytin, kola, ekmek ve meyve almamız gerek. Bıçak yada çakımız olmadığından kavun-karpuz almıyoruz. Çakı eksikliği hep sorun oluyor. Her defasında bir sonraki turda mutlaka "İsviçre Çok İşlevli" çakısını unutmayalım dememize rağmen. Malzemeler bagaja. Ama bagajda yer kalmamış. Sanki Kuzey Kutbu'na inceleme gezisine çıktık. Ne varsa "Gerekir" diye doldurmuşuz bagajı. İttir kaktır bir yerler buluyoruz. Bir de hanımları suçlarız, her şeyi dolduruyorsunuz diye. Ya bana ne demeli! Bir dahaki sefere, az ve sadece işlevsel malzemeleri alacağım. İçecekler buzluğa. Çikolata, gofret, soda, bira ve benzerleri de.

İki küçük buz-tutucu Soner Kılıç'ın Kefken-Kumcağız'da, yazlık konutunda kalmıştı. Nihal'in yemeklerinden tatmak için iyi ve haklı sebep olacak, şayet vakit olur da Kefken Kumcağız'a düşersek. Kadıncağızın işi, adeta yaramaz oğlunu ve kocasını doyurmak. Bir de beklenmedik ziyaretçileri, bizim gibi. Hafta sonu günü birlik gelenler. Sürekli doyurmaya uğraşıyor bizi. Bir de inatçı. İlla da yiyecekmişiz. Yemeyiz diye nazlanmak yok. Deniz kenarı, bulmuşum harika hazırlanmış sofrayı "Hayır" der miyim! Dersem ve ısrar etmezlerse ne olacak! Ne güzel ziyafet çekmişti bize, geçen hafta sonu. Adeta "Çekirge Sürüsü" geçmişti masadan. Sonuç, yıkanmışçasına tertemiz tabaklar. "Ücreti neyse öderim" dedim. "Bu lokantaya ben her zaman gelirim." Bol kepçe, adeta öksüz-yetim doyuran masası.

Seyrek'e Nasıl Gidilir!

Seyrek ve Sarısu'ya en kestirme yada denenmemiş hangi yollarla gideceğimizi sorup soruşturuyoruz. Bir yol var Sarısu'ya giden, Kandıra'nın içinden. Orhan Camisi'nin üst taraflarında. Bir de Şile-Ağva Yolu üzerinden gidilen başka bir yol daha var. Biz onların dışında bir yol soruyoruz. En uygunu Kandira Deresi köprüsünü geçer geçmez, sağ tarata kalan ilk sapak. Sapağın girişinde çeşitli reklam ve ilan panoları var. Bağırganlı, Seyrek ve Sarısu'ya ilişkin. Yol, Kandıra'nın kenar mahallerinin içinden geçmekte. Eski yakın köyler olmuş kenar mahalle. Aralarda tek tük eski tip konutlar göze çarpmakta. Yol yamalı da olsa düzgün ve sorunsuz. Bir süre sonra adının Seyrek Deresi olduğunu öğrendiğimiz sapağa ulaşıyoruz. Bir sapak var. Sağ tarafta, doğu tarafa doğru uzanıyor. Girişte bir ağaç levha. Koskocaman. Üzerinde "Kandıra-Seyrek Doğal Hayatı Koruma Bölgesi" yazıyor. Bir de derme çatma, pansiyon ve site konutlarına dair ilanlar.

Sarısu-Seyrek Kavşağında Bostanlık

Köprünün ilerisinde sağ tarafta bir kamyonet vardı. İki kişi bostandan kavun ve kapuz yüklüyordu. Aracın arkasına park edip yol sorduk. "Seyrek'e ulaşmak için ileride köye girişte bir çeşme var. Çeşmeyi geçince sola dönüp devam edeceksiniz. Önce Seyrek gelecek önünüze. Sonradan devam eder Sarısu'ya geçersiniz" dedi genç delikanlı. Yaşlı olan babasıymış. "Geride kalan sizi Sarısu'ya götürür. Sorduğunuz Miço Koyu'nu bilmiyoruz!, Kerpe ile Seyrek arasında bir koy olmalı" dediler. Muhabbet sardı bizi. Bostana girdik, satış yapıyor musun diyerek. "Elbette" dediler, "Beğenin, seçin. İleride köyde seramız da var. Orada diğer sebze çeşitlerini de dilerseniz seçip alabilirsiniz" diye başka seçenekte serdiler önümüze.

Bostan, yolun hemen kıyısında. Toprağı verimli ve nemli görünüyor. Rengi kırmızı. Ama "Mantar" denilen bir illet dadanmış topraklarına. Ürünü mahvediyormuş. Kavun, karpuz, biber, domates ve patlıcan bitkileri inanılmaz etkilenmiş. Karpuzların çoğu ya güdük kalmış yada ufak tefek. Toprağa değen kısımları çürümüş. Kavunlar da benzer durumdaydı. Sebzeler ise hiç gelişememişler. Yapay gübrenin yanında hayvan gübresi de kullandıklarını açıkladılar. Ama toprakta var olan sorun neyse, onu çözemiyorlarmış. Bir de bu yıl bekledikleri yağmurlar pek düşmemiş bu yörelere! İnanması güç ama onlar yeterli yağmur olmadığında ısrarlıydılar. Karpuzun kilosu 250 bin, kavunun ise 300 bin TL dediler. Sebzelerin fiyatlarını hatırlamıyorum. Altı değişik kavun ve domatese 8 milyon TL. ödedik. Dalından koparıp alma zevki var ya. İşte bunu bilmek çok farklı duygu. Ancak "Yok be ağbi, hormon kullanmayan mı kaldı. Elbet bizde kullanmaktayız. Ama hayvan gübresi de kullanmaktayız" diye açıklama yapınca biraz burkulduk. Ülke gerçeğinden kaçmanın da pek anlamı yoktu.

Sarısu Nerede?
Burası Neresi?

Geri dönüp Sarısu Yolu'na girdik. Yol topraktan. Ara ara yağan yağmurdan çamurlaşmış ve geçen araçlarla ezilen yerler kurumuş. Stabilize denilen yol olsa ne gam. Aksine bildiğimiz toprak yol. Ne bir işaret, ne bir yön levhası. Gidiyoruz öylece, fundalık ve çam ağaçları arasından. Döne dolaşa. "O yolla gitmeyin" dedikleri halde girdik ya. Gideceğiz artık. Kaşif olmanın da bedeli var. Bembeyaz arabamın oldu altı kırmızı balçık çamur. Çamura saplanacağız diye bekliyorum hep. Kandıra girişte, uzaklık için 3 Km filan yazıyordu. Yol bir türlü bitmiyor. Bitmez tabii, ortalama hızımız 40 Km. Nihayet araçların arasından bir yer göründü. Yolun bizi Sarısu'ya götüreceği söylenmişti ya. Sanıyoruz ki Sarısu'ya geldik. Ama geldiğimiz yer Seyrek. Gençlik günlerimin rüyası. Anılarımdan bazı kesitler çıkarmaya çabalıyorum, kesif bulutlar arasından.

Yol Seyrek'in güney tarafından geçip gidiyor. Batı sapağı yerleşim yerine, devam eden yolun ortasındaki giriş Seyrek Deresi'nin aktığı geniş alana, devamı ise batı tepesinde yer alan meşe korusuna götürüyor. Piknik ve Kamping alanına giriş, araç başı 5 milyon. Devam ediyoruz. Koruya doğru tırmanıp önümüze çıkan üç çatal yolda duruyorum. Arabamızı nereye park etsek diye uygun yer arıyorum. Yağmur çiseliyor. Meşe korusunun tam orasından geçiyor toprak yol. Bu koru nasıl olmuşta korunmuş, yağmalanmamış diye merak ediyor insan! Koru, yamacın batı tarafında yayılmış daha çok. Meşe ağaçlarının altında, çadırlar ve insan kümeleri. Araçlar; kamyonet, otobüs, binek arabaları ve minibüs türü aile araçları. Günü birlikçiler ve çadırcılar bir birine karışmış. Orta yerlerde bir yerde, çay bahçesine benzer salaş bir yer var. Masa ve sandalyeler dizilmiş alana. Etrafı çit yada dikenli tellerle çevrili. Alan batıdan-doğuya eğimli. Yağmur biçimlendirmiş toprağı. Su akakları, çukurlar ve tümsekler. İne çıka gözümüzün önüne serilen Seyrek Koyu'na doğru ilerleyeceğiz.

Anılardaki Seyrek Canlanıyor,
İşte Seyrek Kalesi

Views of Kandira- Seyrek (Sirek) ©By Erkan KirazSeyrek Koyu hilali andırmakta. Her iki ucu kayalık burunla kesiliyor. Orta yerde yay biçimi uzanan kumsal. Koy sakin ve dalgasız. Kumsal Seyrek Deresi'nin önünü tıkamış. Dere gölet şeklinde öylece duruyor kumsalın gerisinde. Derenin üzerinde derme çatma, dar, iki adet köprü görünüyor. Demirden olanının üzerinden su ve elektrik hattı geçiyor. Diğeri ise insanların geçişi için. Kumsalın gerisi geniş, düz bir alanla çevrili. Orada burada park etmiş araçlar ve yer yer çadırlar var. Kampingcilerin çoğu koruluk altında kümelenmişler. Düz alan çimenlikle kaplı, tektük de olsa ağaçlar var. Ama toprak dereden yayılan sularla kaplı. Kumsalın üzeri, denizin karaya vurduğu çer-çöp ve insanların bıraktığı pisliklerle kaplanmış. Uzanmış güneşlenen bikinili şortlu insanların yanında, farklı kıyafetlerle denize girenler de var. Günlük kıyafetler, tayt benzeri kıyafetler ve paçalı şortlar. Ortalık şen şakrak. Çoğunluk, doğu taraftaki kayalık kısmı tercih etmiş. Özel site ve diğer konut sakinleri ise, batı tarafta yer alan kayalık uçta denize giriyorlar.

Kumsalın batı ucunda, derme çatma balıkçı teknelerinin çekildiği kızaklar var. Bazı tekneler bakımda, diğerleri ise bakımsız halde. Teknelerin önünde büyükçe bir baraka var. Bunun hemen yanında, ön tarafında "Disco" yazan bir yapı daha var. Bahçesinde masalar. Bir iki aile kahvaltı yapıyorlar. Kafe ile Çay Bahçesi karışımı, her gereksinime cevap veren tarzda galiba. Az ileride bir büfe ve deniz kenarına yakın bir kahvehane daha. Kahvehaneyi bir balıkçı işletiyor.

Views of Kandira- Seyrek (Sirek) ©By Erkan KirazSeyrek'te yerleşim batı tarafta kalan tepede gelişmiş. Sahile çok yakın iki konut var. Birisi oldukça eski durumda. Orta yerde, girişinde "Özel" olduğu yazılı bir site var. Konutlar oldukça bakımlı ve çevreleri süs bitkileri ve çiçeklerle bezeli. Sitenin etrafında ise diğer bireysel yazlıklar. yaklaşık otuz-kırk hanelik bir yer. Yerli Seyrekli hane sayısı 10 kadar filanmış. Konutlaşma bu tepenin en ucuna değin genişlemiş. Toprak yapısı kaygan ve hareketli. Altı sağlam değil. Deniz seviyesi ile kara arasında, iki üç metrelik bir kot farkı var. Toprağın akışını önlemek için beton mendirekler dökülmüş sahile. Toprağın itişi, betonları denize doğru eğmiş. Denize girmek için merdivenler dökülmüş. Seyrek Kale'sinin yer aldığı uca doğru, bir kısmı çıplak kayalıktan, diğer kısmı ise çalılıklardan oluşan boş bir alan var. Çalılıklar arasından patika benzeri yolla gidilebiliyor bu alana. Deniz kenarından ise dar bir şerit var. Aşağısı kayalık, kademe kademe denizin içinde kayboluyorlar. Bu kayalık kısımda insanlar denize giriyor. Yukarıdan bakıldığında cam gibi berrak bir görüntü. Turkuvaz renginde. Yani mavi-yeşil karışımı bir renk. Bu renge, deniz dibinin kendi rengi de karışınca iç açıcı bir renk oluşuyor.

Views of Kandira- Seyrek (Sirek) ©By Erkan KirazDeniz seviyesi ile bu kesimin yüksekliği 10-15 metre filan. Dikkat ediyorum yer yer eski yaşamlardan bazı izler var. Eski yaşamlar dediysem bu, ta Cenevizler (İtalya'daki Genoa kentinden olan Eski denizciler), Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar zamanları olabilir. Bu alanda arkeolojik bir kazı yapılmadıkça kesin konuşmak olanaksız. Bu izler o denli açık ki! Toprağın ufalanmış bölümlerinde tuğla, kiremit ve günlük kullanımdan çanak-çömlek parçaları yayılmış ortalığa. Çoğu sırlı. Bir kaç örnek parça topluyorum. İlgimi çeken, aralarda yer alan küçük küçük deniz kabukları. Bu yükseklikte. Aklıma gelen ilk olasılık deprem ve benzeri doğal afet zamanlarında denizin bu yüksekliğe kadar çıkması ve bu alanın sular altında kalmış olma olasılığı. Yani ünlenen Japonca adıyla Tsunami (Deniz Yükselmesi). Kale kalıntılarının bulunduğu en üç tarafa doğru görüntü alarak ilerliyorum. Aşağıya bakmak biraz tehlikeli. Aşağıda, dalgaların oyduğu inanılmaz kaya biçimleri ve bu oyuklara giren deniz suyunun oluşturduğu akvaryum benzeri yerler var. Kayaların özelliği ta Karadeniz Ereğlisi'ne değin gördüğüm benzer yapıda. Kirli-beyaz renkte. Sert görünümlü ama güneş ve yağmurla minik parçalar halinde ufalanan ve eriyen cinsten. Deniz seviyesinde kalan kısımları da dalgalar yıllar yada yüzyıllar içersinde ufalayıp türlü biçimlere sokmuş.

Seyrek Kalesi

Seyrek Kalesi'nin bulunduğu kısma geçmek o denli kolay değil. Arada dar bir kısım kalmış. Buradan karşıya geçip her iki tarafta kalan görüntüleri alıyorum. Kale duvarlarının kalıntıları oldukça belli. Ama neredeyse adaya dönüşmüş bu kısım da, zaman içinde bu kalıntılarda ki parçalanan kısımların denize dökülmesiyle ortadan kalkabilir. Batı taraf, girintili bir şekilde, dantel örneği uzanıp gidiyor. Dalgalar kayaları dövüyor hararetle. Yer yer deniz içinde kalmış kaya uçları görünüyor. Deniz kenarı sessiz ve kimsesiz. Bu kesimde denize giren yok. Burunun doğu tarafı ise dalış meraklıları için inanılmaz olanaklar sunmakta. Az önce görüntü aldığım, düz kaya parçasının altına doğru bakmaya çalışıyorum. Bu kesimin altını dalgalar iyice oymuş. Dehlizler görünüyor.

Seyrek'in doğu tarafında kalan burun görünüyor buradan. Konutların bulunduğu bölüme doğru yürüyorum. Kayınpederim beni burada buldu. Nasıl becerdi bunu acaba! Uzaktan seniz izledim ve buldum dedi ama pek inanmadım. Birlikte aşağıya, sahile doğru inen dik, bir ara sokaktan kıyıya iniyoruz. Yağmur yağdı yağacak. Zaten yağmur bulutları adeta bizi takip ediyor. Sahilde, balıkçı teknelerinin bulunduğu yerin hemen yanında bir kahveye giriyoruz. Girer girmez yağmur başlıyor. Kahve bahçesinde oturan üç kişide içeri giriyor arkamızdan. Meraklı sorularımızla muhabbet başlıyor. Çayın açılmasına iki dakika varmış. "Şimdi demlenecek" diyor kahveci. Hem kahvecilik hem de balıkçılık yapıyormuş. Dışarıda sicim gibi bir yağmur. Herkes bir yerlere koşuşturmakta. Denizde kalan insanlarda var, yüzmeye devam ediyorlar. Beş yıldır Lassa'da çalıştığını söyleyen, oldukça konuşkan bir genç. Emekli bir beyefendi. Gerektikçe lafa karışıyor. "Ben yazlıkçıyım, bilmem. Kahveci, balıkçı ve buranın yerlisi, ona sorun" diyor. Diğer gençte Toyota'da çalıştığımızı öğrenince "Özgür Dinçol'u tanır mısınız? ben onun akrabasıyım" diyor. Konuşma anında aklıma geliyor, Özgür'ün "Kayınvalidemlere ait yazlığa gidiyoruz Seyrek'te" diye aktardıkları.

Yağmur dindikten sonra dışarı çıkıyoruz. Dışarısı, yağmur, toprak ve deniz kokuyor. Değişik bir koku. Mis gibi demeyeceğim. Neye benzetsem örnek uymaz. Doğanın kendi kokusuna örnek vermek olanaksız. Bunu yaşamak gerek. Karadeniz kıyısında, bu yağmurda ıslananlar yada yağmur sonrası dışarıda dolaşanlar bu kokuyu bilir ve tanır. Biz doğu tarafta kalan burunda doğru ilerliyoruz. Doğu taraftaki burun kaplumbağanın sırtını andırmakta. Yayvan, geniş ve yuvarlak. Üzeri ağaçsız ve fundalıksız. Sadece toprak var. Toprak yapısı aynı, kaygan, kırmızı renkli ve yağmurlarla ufalanıp akıp gidecek türden. Yağan yağmurda yer yer çamur oluyor yürüdüğüm patika yol. Daha geride kalan korunun dibinde, bitmek üzere olan villalar var. Daha geride ise, üç yol ağzının doğu tarafı tel örgü ile çevrili ve bir yerde küçük bir tabela var. Buranın bilmem ne kooperatifi için ayrıldığını açıklayan. Tepenin koya bakan kısmı, biraz içerlek ve bu kesimde kayalar ufalanmış ve küçülmüş. Burada denize giren insan sayısı fazla. Burunun daha doğu tarafı ise denizden gelen dalgalara açık. İleride fundalıklar deniz kenarına dek uzanıyor. Hem kalenin bulunduğu uçtan hem de bu uçtan, daha doğu tarafta ama doğu-kuzey uçta kalan Kerpe ve en ileri uçta Kefken Adası ile Cebeci Sahilleri görünüyor.

Sarısu Yolu

Views of Kandira- Sarisu ©By Erkan KirazSeyrek, pek keşfedilmemiş, ulaşımı kolay ama yolları toprak olan, deresinin evsel atıklarla henüz kirlenmediği, daha çok kampingcilerin ve günübirlik tatilcilerin rağbet ettiği sevecen ufak bir yer. Seyrek Deresi'nin denize birleştiği alan, daha işgale uğramamış. Bomboş. Topraktan su fışkırıyor gibi. Çünkü derenin denize birleştiği yerin kumlarla kesilmesinden dolayı, su geri tepiyor ve bu alanda kalıyor.

Arabamıza ulaştığımızda, yağmur tekrar başlıyor. Dedim ya, adeta bizi takip ediyor. Geri gelip üç yol ağzından doğuya doğru ilerleyen dar yola giriyoruz. Yol aynı özellikte, toprak. Yağan yağmurla çamuru artıyor. Daha geri kesimlerden başlayan, Orman Bakanlığı'nın diktiği çam ve yöreye özgü diğer ağaçlarının kapladığı alanlardan döne dolaşa ilerliyoruz. Pek iniş çıkış yok. Aklımızda, "Hep sadece sahil boyunca ilerleyen yolları takip edin" önerisi. Önümüze çıkan diğer sapaklara aldırış etmiyoruz. Etsek de zaten ne bir tabela ne bir işaret var, kavşak ve sapaklarda. Yolun belli yerlerinde derme-çatma baraka yada çadırlar. Yanlarında park etmiş binek arabaları yada kamyonlar. Yolun bazı bölümleri çamurla su karışımı arası, tereddüt ederek girip geçiyoruz. Acaba batıp kalır mıyız diye! Bazen karşı taraftan da arabalar gelince, bu yolu deneyen ender kişiler (!) olmadığımızı anlıyoruz. Yol bitmek bilmiyor adeta. Ortalama hızımız 30-40 Km.

Sonunda bir yere geliyoruz. Biraz yamaç ve tepelik, diğer yerlere göre. Çam ağaçları arasından ilerleyen yol. Bir süre sonra önümüzde sahil beliriyor. İşte Sarısu sahili karşımızda. Durup manzarayı seyrediyoruz ve görüntü alıyoruz. Yağan yağmurdan toprak iyice ıslanmış. Ayaklarımız kırmızı çamura batıyor. Yağmur hafiften yağmaya devam ediyor. Kısım kısım. Yağmur bulutları doğuya doğru ilerliyor. Gök kara bulutlarla kaplı. Yüksekte kalan yol belli bir eğimle sahile doğru kıvrılarak iniyor.

İleride, en doğu uçta yer alan, küçük tepenin üzerinde siteler görünüyor. Bireysel konut yada villalar, ağaçlık ve yeşilliklerden pek görünmüyor. Bir de sahili en doğu ucunda, kıvrımdan beride bir demir nesne var. Duba yada fener benzeri.

İşte Bizim İztuzu'muz
Sarısu Sahili

Views of Kandira- Sarisu ©By Erkan KirazSarısu Sahili tam bir üçgen biçiminde. Sarısu Çayı yaşlı ve yassı dağlar arasında kalan vadiden sessiz sedasız akıp bölgeyi alivyonlu toprakla kapatmış. Yoldan sahilin görüntüsü gözümde Dalyan-İztuzu Sahili'ni hatırlatıyor bana. Adeta aynısı değil. Burası İzmit'in İztuzu Sahili aslında. Burada da Su Kaplumbağaları yaşıyormuş. Sahil upuzun doğudan batıya uzanıyor. Sarısu Çayı'nın suları denizle birleşemiyor. Deniz, karaya ittiği ince kum tepeleri ile önünü kesmiş. Sahilde boylu boyunca kumsal, ortada kalmış Sarısu suyu göl benzeri. Sahilin batı ucunda salaş barakalar var. Ortalıkta çeşme, WC barakaları ve duşlar. Bunların etrafında ise keyfe keder park etmiş kamyonlar, kamyonetler ve çeşitli modellerde binek arabaları. Araçların aralarında çadırlar. İnsanlar deniz kenarı ve çadırların etrafında kümelenmişler. Sarısu batı ucundan akıyor olmalı kışın denize. Yürüyerek sahile gidiyoruz ve oradan Sarısu'nun gölet olmuş suyunun kenarına ve daha sonra ortasına doğru. Çayda üç balıkçı kayığı var. Çayı geçmek için hizmet veren kayıklar yok gölette. Zaten buna da pek gereke yok şu anda. Sahil ile kara bağlantısı var.

Gölette balık tutmaya çalışanların yanında Kefal avlamaya çalışan kıyıda başka amatör balıkçılar da var. Ama pek balık tutan olmamış. Göletin, kumsalın, çevre ve denizin görüntülerini alıyorum. İnanılmaz bir yer. Buralarını nasıl olmuşta ben gelip görmemişim? Çayın etrafı kamış ve sazlıklarla çevrili. Boyları oldukça yüksek. Ali Osman Bey bir arkadaşına rastlıyor. Adamın büyük bir karavanı var. Onun yanında güneşlenmekte ve şekerleme yapmaktaydı. Bir süre sohbet edip bilgi alıyoruz. Her dönem buraya geldiğini, buralara aşık olduğunu ifade edip ekliyor. Burada akşam güneşini, gece, denizi ve çevreyi seyretmek inanılmaz zevkli diyor. Yağmur tekrar çiselemeye başlıyor. İzin alıp yolcu yolunda gerek diyoruz. Toprak yol kıvrılarak çayın güney tarafına geçiyor. Burada ikiye ayrılıp, birisi güneye doğru dik ilerliyor. Diğeri ise olasılıkla merkeze ilerliyor. Belki de villalara doğru.

Yağmurla yerler iyice çamura bulandı. Arabamızın patinaj yapmasından ürküyorum. Yağmur göz açtırmıyor bir süre sonra. Yolu soracak kimseler yol etrafta. Her kes bir yerlere sığınmış durumda. Merkeze gitmekten vazgeçip ilerlemek istiyoruz. Belki Miço Koyu'na da uğrarız diye. Ama burasının nerede olduğunu bilen yok. Gittiğimiz yol tekrar ikiye ayrılıyor. Birisi dümdüz dağların arasına, güneye doğru devam ediyor. Diğeri ise sahile paralele devam ediyor. Hangisinden gideceğiz şimdi? Birisinden öğrenmemiz gerek. Karşıdan gelen Lada marka bir aracın sürücüsünden yardım istiyoruz. Sahil yolunu alın diyor. Zaten daha önce sorduğumu kişide bize hep sahil yolunu izleyin demişti.

Sarısu Çayı ve Büyük Köprü

Views of Kandira- Sarisu ©By Erkan KirazAğaçlıklar arasında ilerledikten sonra vadiye geliyoruz. Çay vadinin tam ortasından sessizce akmaya devam ediyor. Yağmur taneleri çok iri düşüyor yere. Camdan burnumuzu dahi çıkartmamıza izin vermiyor. Öyle şiddetli. Yol dümdüz ilerliyor ve bir köprü ile kesiliyor. Köprünün üzerinde durunca Sarısu'nun nasıl usulca akıp gittiğini görüyor insan. Güney tarafının etrafı ağaçlar ve sazlıklarla kaplı. Kuzey tarafı da öyle. Köprünün kuzey tarafında çay doğuya doğru kıvrılarak akmakta. Köprü çok geniş. Park ediyoruz. Ben araçtan çıkıyorum ve korunarak görüntü alıyorum yağmur altında. Aşağıda çayın doğu tarafında balık tutan yağmurluklu birisi var. Yağmura aldırdığı yok. Onu izliyorum, birde çayın akıp gidişini. Yağış şiddetini arttırıyor. Zorunlu olarak arabama dönüyorum. İzleme şansımız yok. İlerliyoruz ve çayın doğu tarafında yol yine ikiye ayrılıyor. Birisi güneye, diğeri kuzeye sahil tarafına doğru ilerliyor. Biz sahil tarafını alacağız. Burada gördüğümüz ikinci balıkçıdan onay alıyoruz yönümüzle ilgili. Yol kıyısında bazı çalışmalar var sanki. İş makineleri ve toprak yığınları. Buradan sahil ve çay enfes görüntüler oluşturuyor. Doğu köşesinden kıvrılıp batıya doğru akıyor. Ama denizle doğrudan buluşup sularını denize bırakamıyor şimdi. Suyun çoğu kumsalın altından akıyor olmalı.

Sarısu'yu tanımayan amatör balıkçı yok. Hem Seyrek'i hem de Sarısu'yu çok iyi biliyorlar ama ben ilk kez geliyorum bu güzel cennet köşesine. Bence burası koruma altına acilen alınması gereken, bir doğa harikası köşemiz. Bizim İztuzu sahilimiz. Burada Su Kaplumbağaları varmış bol bol. Yavru olanlar alınıp akvaryumlarda beslenebiliyorlarmış. Balığı da bolmuş çayın. Kefal, Levrek ve Sazan. Biz yolumuza devam ediyoruz. Yol tepelerin arasında ama sahile çok yakın devam ediyor. İleriye doğru yağmur hızını kesiyor ve bir süre sonra duruyor.

Lokmandere Çeşmesi & Yemeği Molası

Views of Kandira- Sarisu ©By Erkan KirazBu kesimde yükselen tepeler sahile dik iniyor. Sahilin toprak yapısı aynı. Sahil şeridi kayalıklarla çevrili, gerisi yumuşak kırmızı renkte toprak. Heyelana uygun. Bazı yerler geniş ve dik burunlarla denize dik iniyor. Bazı koylar ise daha dar ve dik. Fundalık yada yüksek ağaçlarla kaplı bir alanı geçip inmek gerek aşağıya. Etraf oldukça sessiz. Karşı yönden gelen araç sayısı artıyor. Bizim gibi maceracı ve doğa sever kişiler olmalı. Yoksa bu toprak yolla kimse gelmek istemez buralara. Hele böyle bir yağmurlu havada. Çam ağaçları, yörenin doğal ağaçları değil. Kestane ağaçları, Ihlamurlar ve Karaağaçlar doğal ağaç türleri. Yer yer Kocakarıyemişi ağaçları var.

Birkaç tepe inip çıktıktan sonra düzleşen bir yerde artık Kerpe kaymak tabağı gibi gözümüzün önünde. Durup buradan Kerpe görüntüleri alıyoruz. En kuzey uçta Kerpe Kayalıkları görünüyor. Saha sonra ise bir iki yamaçtan geçiyoruz ve dağlara doğru tırmanıp ilerliyoruz. Bir vadi benzeri yere ulaşıyoruz. Dağ tarafında bir çeşme var beyaz mermer kaplı. Lokmandere Çeşmesi. Yapım yılı 02 Haziran 2001. Bir yıl önce yaptırılmış. Burada bir minibüs var. Karşıda da bir kamyonet. İçinde ve dışında erkekler. Yalnızlığı seven kişiler olmalı. İleride, koyun kayalıkları görünüyor. Ve keskin bir deniz girintisi karaya doğru. Ağaçlar arasından rahatlıkla görünüyor.

Yağmur yağarken biz piknik yemeğimizi burada yiyoruz. Suyun başında. Etraf çamura gark olmuş. Yemek sonrası çamurlu ayakkabılarımızı yıkıyoruz, su yalağından ve cılız akan ikinci çeşmeden. Yemek sonrası yokuşa doğru tırmanmaya başlıyoruz. Bir süre sonra düzeleşen yolda ilerleyip Kerpe'ye daha da yaklaşıyoruz.

Kerpe Ömer Ağzı & Piknik Alanı

Kandira - Kerpe General Views© By Erkan Kiraz  Kerpe'ye yaklaştıkça görüntü almak için duraklamalarımız artıyor. Ama duraklamalar değiyor manzaraya. Karşımızda ağaçlar arasında görünen Kerpe konutları ve sahili. Yol sahile paralel bir düzlükte ilerliyor. Ulaştığımız yer Ömer Ağzı denilen yer. Önceki hafta geldiğimizde, Kerpe dönüşü akşam üzeri uğradığımız ve tek bir görüntü alarak geri döndüğümüz yer. Kerpe sahilinden görünen ağaçlıklara arasındaki yer. Genel piknik alanı. Buradan da küçük bir dere denize doğru akıyor. Burası yolun güney tarafında kalıyor. Yol tarafı duvarla kapalı. Orta yerde bir giriş kapısı var. Yol dar olmasına karşın aracımızı park ediyoruz.

Kapının sol tarafında tenekeden küçük bir levha üzerinde "Ömer Ağzı" yazıyor. Girişi ücrete tabi. 5 milyon araç başı. Kapının hemen sağında, bir iki baraka ve genel kullanıma açık bir bulaşık yıkama çeşmesi. Kapının hemen solunda bir iki baraka. Bekçiler için. Para tahsil eden görevlilerde burada. Duvar tarafı büyük ağaçlarla çevrili. Sahil ile toprak zemin arasında betondan duvar var. Orta yerden dere akıyor. Ama cılızda olsa derenin suyu denize ulaşıyor. Derede balık yavruları denizden dereye yada tersi yüzüyorlar. Bunu izlemek çok zevkli bir olay. Dere yatağı yemyeşil bitkilerle dolu. Ama araları kampingcilerin atık ve çöpleri ile kaplı. Hele sahil ve kumsal. Burası adeta genel çöplük. Bu durumdan kimse şikayetçi görünnüyor. Pisliğe ve kirliliğe bağışıklık kazanmış olmalılar. Hele derenin doğu kıyısında, deniz kenarına yığılmış sert kaya kümelerinin arası her tür çer çöple dolu. Özellikle pet şişeler ve bira kutuları. Yüzlerce araç. Kamyonet, van ve binek arabası. Bunların yanlarında yada ortalarında çadırlar. Etraflarında kadınlar, erkekler, çocuklar ve gençler. Denizde yüzenler , kıyıda seyredenler ve mangal yapanlar. Etraf duman ve et kokusu ile kavruluyor.

Orta bölümde az çok kalmış yeşillik bir alan var. Üçgen biçiminde oluşmuş araç yolu, kiremit renginde toprak. Araçların gidiş geliş izleri var yollarda. Sahil, yüz yada iki yüz metre ilerisine dek sığ. Denizde iri bir Kangal Köpeği de yüzüyor. Sudan korkmayan bir köpek. Adeta oyun oynuyor. Köpeği kovuyorlar sudan çıkmıyor. Sahilin doğu tarafı, kıvrımlarla ileride yer alan yüksek tepe inişine dek beyaz renkli, yıllar içersinde parçalanmış kayalıklarla dolu. Kırılıp ufalanmış kayalar değişik biçimler almış. Buradan yürüyerek ilerlemek olanaksız. Kıyılar çok sarp şekilde denize iniyor. Yol daha geriden, yukarıdan dolaşıyor Kerpe'ye doğru.

Birinci Kerpe Koyu

Kandira - Kerpe General Views© By Erkan Kiraz  Yolda ilerliyoruz. Meyve sebze satan seyyar manav kamyonları, sattıkları ürünleri çığırmakta. Yol daha ileride yükseliyor ve çam ağaçları arasından Kerpe'nin ilk koyuna geliyor. İleride yine ormanlık alana doğru dik olarak ilerliyor. Bu kesimde yer alan özel konut ve villalar oldukça bakımlı. Daha önce burada durmamıştık. Şimdi duruyoruz görüntü alıp gezmek için. Yolun doğu tarafında çok bakımlı ve yeşillikler içinde villalar var. 54 yada 34 plakalı araçları kapılarında. Bahçe ve balkonlarında yazlıkçılar. Sokaklar düzenli ama iç tarafları "Ben yaptım oldu" düzeni sonrası ya çıkmaz sokak şeklinde yada ara geçiş yerleri dar olan patika yollara bağlanıyor. Yol ile deniz arasında kalan yapılar daha da güzel. Bahçeleri çeşitli süs bitkileri ile dolu. Aradan akmakta olan bir dere var. Patika yol ile buradan geçiyoruz. Dere suyu koyu yeşil renkte ama kirli değil. İçinde tatlı su kaplumbağaları yüzüyor. Resimlerini çektirmek istemediler. Biraz mahcuplarmış.

Dere, sahilde daha geniş bir ağızla denize akıyor. Derenin güney tarafında kayalık kısım ile kumsalın gerisindeki yere büyük ve farklı bir yapı kondurulmuş. Bahçesi daha yeni düzenlemiş. Bu çok açık. Yapıda henüz bitmiş. Bu otelin bir "Mafya babasına ait" olduğunu söylüyorlar deniz kıyısında rastladığımız yazlıkçılar. Sahilde denize girmek için çok dar bir kesim var. Kuzey tarafı yokuşlu sahil kısmı. Deniz tarafına borudan çit yaptırılmış. Burada insanlar piyasa yapmaya çalışıyorlar. Çok villa ve konut vardı boş. Bir o kadarda satılık olanlar. Burada arıtma sistemi yapılmış ama ne denli sağlıklı çalışıyordur acaba?

Kerpe Kayalıkları

Kandira - Kerpe General Views© By Erkan Kiraz  Merkezden kuzey yamacına doğru ilerliyoruz. En uca varmak istiyoruz. Burada uzaklardan görünen beyaz kayalıklar var. Kademe kademe rüzgarın ve güneşin belirlediği kaya tipleri. Zayıf olan kesimler çökünce yıllar içinde inanılmaz küçük koylar oluşmuş. Sahil aşağıda dipte. Arada girintili koylar ve beyaz kayalıklar. Oldukça yükseler Biz ileriye girintili kısmın başına gidip görüntü alıyoruz. Arabamızı ileride bir sokak başına parke etmiştik. Kayalıkları çepe çevre görüntülüyoruz. Sahile inmeden geri dönüyoruz. Doğu-batı yönünde ilerleyen bir yol var. Kefken'e doğru. Meşe ağaçlarının arasından. Bu yol Kefken ile Kerpe'yi birbirine bağlayan eski bir yol. Ama soğuk asfalt türünden olan bir yol. Bu yolla ilerleyince Kefken'nin Kumcağız sahiline çıkılıyor. Bu uç, inanılmaz güzel. Maliye Lojmanları'nda kalan Soner Kılıç'a gidiyoruz. Onların, bizden önce gelmiş günübirlikçi konukları var. Yan konutta Ali Osman Bey'in de tanıdığı eski muhasebe müdürü olan 75 yaşlarında bir beyefendi. Soner de bir ara beni tanıştırıyor. Bir fırsat olsa muhabbet edeceğiz. Adamın çok anlatacak öyküleri varmış. Ama dinlemeye fırsatımız olmuyor. Konuklar maç için bizden önce ayrılıyorlar.

Kurtyeri Kısmı & Harika Sürüş

Akşam 18:00 sularında bizde ayrılıyoruz. Bu hafta, Kumcağız Girişi'nde para toplayan kişiler yok. Sahile gelen her araçtan Kefken Spor adına 5 milyon TL tahsil ediliyordu. Yol Kefken-Kurtyeri arasında ilerleyen yola çıkıyor belli kıvrımlardan sonra. Yolun iki tarafı da meşe ağaçları ile kaplı. Ormanın ortasında, kıyısında çadırlar var. Yola yaklaşılan yerlerde ise çatısız beton yapılar. Yolun iki tarafında konutlar dizilmiş. Adeta burası ikinci merkez olmuş. Sapaktan sonra Kerpe Sapağı'na dek yol harika. Kaymak gibi. Ekili alanlar yeşile boğulmuş. Yer yer yol kıyısı konutlar. Alt katları dükkan veya benzeri yapılar. Kurtyeri Mezarlığı'na dek yol güzel ama viraj ve tepeler var. Bu yol üzerinde daha içlerde olan köylerin tabelaları var. Yolun solu ekili alanlar. Buradan bir yol ayrımı var. Bu yol Karasu ve Adapazarı'na gidiyormuş. Sağında ise Meşe ve Çam ağaçları. Yol tere-tepe ilerleyerek ileride, yokuşta Kerpe Sapağı ile birleşiyor.

Yolun her iki tarafında dikili alanlar. Yeşillikler içinde yer yer gündoğdu çiçeklerini, mısırları ve sebze bahçelerini izliyoruz. Yol kıvrılarak da gitse önü açık. Bazı kesimlerde yer alan engebeli alanlara rağmen, yolun en uç noktası dahi görülebiliyor. Akşam serinliğinde sürüşümüzün zevkini çıkarıyoruz. Radyodan ılık ve kıvrak nameler penceremizden gelen ılık havayla karşıyor, bizi sarmalayıp kendi alemimize götürüyor. Ali Osman Bey başka yerlerde, ben başka.

Erkan Kiraz
18/08/2002, Pazar, Şirintepe-İzmit

 


Erkan Kiraz'ın fotoğraf arşivine aşağıdaki linlerden ulaşabilirsiniz.

http://community.webshots.com/user/erkankiraz

http://community.webshots.com/user/erkankirazi
http://community.webshots.com/user/erkankiraz2
http://community.webshots.com/user/erkankiraz3
http://community.webshots.com/user/erkankiraz4
http://community.webshots.com/user/erkankiraz5
http://community.webshots.com/user/erkankiraz6
http://community.webshots.com/user/erkankiraz7
http://community.webshots.com/user/erkankiraz8
http://community.webshots.com/user/erkankiraz9
http://community.webshots.com/user/erkankiraz10
http://community.webshots.com/user/erkankiraz11
http://community.webshots.com/user/erkankiraz12
http://community.webshots.com/user/erkankiraz13
http://community.webshots.com/user/erkankiraz14
http://community.webshots.com/user/erkankiraz15
http://www.trainweb.org/demiryolu
http://www.virtualtourist.com/erkankiraz
http://www.mtuncel.tripod.com/mustafatuncel/id24.html
http://groups.yahoo.com/group/bilgisayarveinternetguvenlik

site: Jean-Patrick Charrey, contributions & translation into Turkish by Erkan Kiraz

© Copyright Hakkı Erkan Kiraz'a Aittir. Her Hakkı Saklıdır.
Bu yazı ancak kaleme alanın izni alınarak tekrar yayınlanabilir yada dağıtılabilir.
© Copyrighted to Erkan Kiraz. All Rights Reserved.
This study may be re-copied or re-distributed only with prior consent of its Author.
Edited by Erkan Kiraz erkankiraz@yahoo.com on 18/08/02.



şifremi hatırlamıyorum
üye olmak istiyorum

Bu sayfayı arkaşıma gönder

 Otel ara



site içi arama


burası neresi?



en güzel fotoğraflar





İş Fikileri Düşünce Havuzu



Gerçek Safranbolu Lokumu


Linkler    Bize ulaşın    Üyelik    Acentalara özel    Otellere özel    Otelinizi ekleyin    Hakkımızda

© 1999 Gezi Notları