Bağırganlı Hayal Meyal
Daha önceki yazılarımdan birisinde Bağırganlı için yazdıklarım
şöyle olmuş. Hatırlayıp kaleme dökmeye çalıştığım
konular Bağırganlı Sayfiye Köyü'nü ayrıntılı olmasa da
oldukça tanımlamaktaymış. Yazdıklarıma bir göz atacak
olursak;
"Bağırganlı, bir iki kez gittiğim bir uç sahil köyü.
Kefken ve Kerpe ile karşılaştırıldığında daha çok, bu
yerlerin kayalık uçlarını andıran ama kendine özgü kayalıkları
olan bir yer. Yarımada benzeri uzanan yuvarlak koyu ve bu koyun doğu
tarafında yer alan kumsalın gerisinde ve çevresinde yapılar sıralanmış
durumdadır.
Burası çoktan tüketilmiş, betonlaşmanın hücumuna uğramış
bir yerdir. Yazlıkçıların konutları emekli olanların konutlarına
karışmış durumdadır. Açık rüzgarlara karşı savunmasız
olup Karadeniz'in yağmurunu bol alan bir tatil yeridir. Yağışlı
havalarda aracınızı ve kendinizi çamurdan korumak için hazırlıklı
ve donanımlı olmanız gerekir.
Buraya ulaşım genelde Seyrek üzerinden yapılır ama ben farklı
yerlerden gittim buraya. Ana ulaşım yolu Kerpe yolunu aratmayacak
darlıktadır ama daha da kötüsü yağmurların alıp götürdüğü
çok kötü geçiş noktaları vardır. Belen Pınarı buraya yakın
bir köyde kalmaktadır.
Geri taraflar ağaçlık olmasına karşın Bağırganlı sırtları
ve yarımada tepesi çıplak ve keldir. Bir tek ağaç göremezsiniz
bu kesimde. Beni en fazla etkileyen sahilden güneye doğru ilerlediğinizde,
uç taraflara yakın yerde bulunan kayalık kesimdir. Buradaki bin
bir biçime bürünmüş kayalar deniz yüzeyinden oldukça yukarıda
kalmaktadır. Dalgaların dövüp parçaladığı kayalar türlü türlü
biçimler almıştır. Aradan eriyip giden toprağın çökmesi ile
yeni oluşan boşluk ve dehliz benzeri yerler ürkütücüdür. Güvenlik
açısından gezerken dikkatli olunmasında yarar vardır. Arazinin
toprak yapısı heyelana çok uygundur. Yamaçlara yapılan konut ve
villa sahiplerinin buna ne derece özen gösterdiklerini bilmiyorum
ama yamaçlara doğru ilerleyen konutlaşma ilerisi için
tehlikelere gebe olabilir."
Yolculuğa Başlangıç
Akşamdan Pazar günü ne yapacağımıza dair konuşmaktayız. Büyük
kızımız Bengisu "Bu kez annemde sizinle gelmek istiyormuş"
diye bana çıkışıyor. Ben kendisinin gelmesini istiyorum. Gezme
lafını duyan küçük kızımız Aybüke, "Bende geleceğim"
diye heyecanla araya giriyor. Ama "Pazar günü de dahil bu
hafta bölge yağışlı geçecek" hava durum raporunu hatırlatan
Hanife'nin uyarısı ile yine biz iki kişi dolaşmaya karar
veriyoruz. En fazla kızan ve bize küsen Aybüke oluyor. Nereye
gidelim, nereyi, keşfedelim diye konuşurken ben "Neden Bağırganlı'ya
gitmeyelim ki?" dedim. "Denize girmemiz zorunlu değil,
gezer dolaşır zevkli bir piknik yaparız." şeklinde konuya
boyut kattım.
Benzer hazırlıkları yapıyoruz. Havlular, tişörtler, şortlar,
mayolar ve araba bagajına konulacak buzluk. Fotoğraf makineleri ve
aksesuarları. Doğal olarak yiyecek ve içecekler. Bir kısmını
Kandıra merkezde ikmal edeceğiz. Plan tamam. Sabah saat 06:30'da
yola çıkmış olacağız. Ancak sabah Erkan'ı yataktan kaldırana
helal olsun! Gece geç saatlere dek İnternet'teki sayfalarıma görüntü
aktarmaya çalışırken uykusuz kalmışım. Nasıl erken
kalkabilirim ki! Olanaksız. Yastıkla bütünleşmiş durumdayım.
Göz-kapaklarım gülle misali ağır, kaldırana aşk olsun. Saat zır
zır inlemekte, cep telefonum ısrarlı zırlamasını sürdürmekte.
Ali Osman Bey ev, telefonunu ısrarla çaldırmakta. Benden başka
evde her kes ayaklanmış. bir ben yatakta. En sonunda Aybüke, beni
çekiştirmeye başlayıp "Haydi, kahvaltı hazır, herkes seni
bekliyor" dediğinde gözlerimi açtım. Duyduklarım hoş ve
uyarıcı sözlerdi. Açlık dürtüsü uykuya üstün geldi sanırım.
Yarı açık gözlerle saate bakmaya çalışıyorum. Saat 08:30
olmuş. Yani uyandırma zillerinden sonra iki saat geçmiş. Bana göre
bir göz kırpma süresi. Diğerleri kalktığımdan emin olmak işitiyorlar.
Yüzümü yıkarken "ses veriyorum".
Balkona kurulmuş kahvaltı sofrası Pazar günü sürprizi bize.
Hesapta kahvaltı yoktu. Soğuk kavun, soyulmuş ve dilimlenmiş
domates sövüş, beyaz peynir, kaşar, siyah iri zeytin, reçel, kızarmış
ekmek. Karnım doymaya başlayınca ayılmaya başlıyorum. Yolcu
yolunda gerek. Biz kalkıyoruz, eller kollar dolu. Aybüke gelmekte
ısrarlı, ağlıyor, küsüyor, hatta tehdit ediyor "Siz görürsünüz"
diye. Ama dede bağlayıcı konuşması ile konuya nokta koyuyor.
"Sizinle uğraşamam".
Nasıl Gidilir, Bağırganlı Nerede?
Bağırganlı, Kandıra'nın Karadeniz sahilinde en batıda olan bir
Sayfiye Beldesi'dir. Günübirlikçi ve kampingciler burayı pek
bilmezler. Buraya üç şekilde gitmek olanaklıdır. Birincisi,
Kandıra merkezden Şile-Ağva Yolu'na girip Kandıra Deresi'ni geçer
geçmez Seyrek Sapağı'ndan. Bu yolla yaklaşık 5-6 km. kadar
uzaklıktadır. İkincisi, Safalı-Bağırganlı yolu ile Safalı Köyü
üzerinden. Buradan yaklaşık 16 km. kadardır. Üçüncüsü ise
Safalı-Bollu-Çalköy Yolu ile. Bu yolun yaklaşık 12 km. kadar
tuttuğunu zannediyorum.
Ben daha önceleri Seyrek-Çalköy-Bağırganlı yolu ile Safalı-Bağırganlı
Yolu'nu denemiştim. Bu kez Safalı-Bollu-Çalköy Yolu ile gittim
Bağırganlı'ya. Bu yol Bollu'ya kadar iyi sayılır. Ama Bollu'dan
sonra gelen ilk köyden itibaren yollar berbat. Her yeri delik deşik.
Kaçamazsının çukurlardan. Dikkat edilmezse arabanın altı sık
sık yere sürtüp çarpabilir. Aktarma organları da zarar görebilir.
Köy Hizmetleri ya buraları unutmuş yada burada yaşayanlar
dertlerini ilgili makamlara aktartamıyorlar. Güzel olan tarafı,
yol sık sık ekili arazilerin içinden geçmekte. Yolun kenarı ya
fındık, ya ayçekirdeği yada mısır bahçe ve tarlaları ile çevrili.
Ürünler gür, verimli ve canlı görünmekte. Yer yer sebze-meyve
ve bostan ekili tarlalara da rastlıyorduk. İnişli çıkışlı
kesimlerden ilerledikten sonra yol, alt yapı çalışmaları devam
eden Karadeniz Sahil Yolu'na denk gelmektedir. Hemen sonra ise Kandıra-Bağırganlı
Yolu'na bağlanıyor Bollu yolu. Girilen bu yolla kuzeye doğru
devam ediliyor. Bağırganlı Sayfiye Beldesi'nin içinden geçip,
Bağırganlı Köyü'ne gidiyor. Köyün içine girince yol ikiye
ayrılır. Köy alanından önce Bağırganlı Balıkçı Barınağı'na
giden bir sapak vardır. Köşede ufacık bir tabela. Elle yazılmış
gibi. Balıkçı Barınağı'nı (1)
Gösteren. Köyün içindeki çatallaşan yolun sağ taraftaki yol,
köyün içine, diğeri ise Safalı Köyü'ne doğru giden yoldur.
Bu yolu denemenizi önermem ama Dört-Çeker'iniz varsa yada benim
gibi biraz sıra dışı davranacaksanız ve arabanıza güveniyorsanız
o başka.
Benim daha önce geldiğim Safalı Yolu asıl yani eski Bağırganlı
Köyü'nün içinden geçen yoldu. O zamanlar balıkçı Barınağı'na
büyük kamyonlarla taş çekildiği için yol inanılmaz bozuktu ve
dikkatli olmayı gerektiriyordu. Şimdi taş taşıma işi
durdurulmuş ama bu kez Sahil Yolu çalışmaları için yine dev
kamyonlar yollarda. Ya çıkan toprağı toprak döküm alanlarına
taşımaktalar yada gerekli diğer malzemeleri taşımaktalar.
Bağırganlı Kayalıkları Başlıyor
Bağırganlı'nın girişte ilk bölüm göründüğünde siz yolun
bir tepe üzerinde olduğunu anlıyorsunuz. Yol önünüzde tatlı
bir eğimle inip daha az bir tepeye doğru ilerlemektedir. İşte
yolun çukurlaştığı yer Bağırganlı'da denizin kara toprağı
ile en fazla sarmaş dolaş olduğu yerdir. Yakınlaşma burada o
denli fazla olmuş ki deniz kara toprağının sahile yanaşık kısmını
ısırıp kopartmış. Kara ile denizin kot farkı yaklaşık 2-2,5
metre filan. Zehirli sarmaşık misali deniz karaya doğru kıvrım
kıvrım uzanmakta ve ölüm öpücüğü ile sarmalamakta kara parçasını.
Düzleşmiş bu bölümün deniz kenarında, piknik masaları ve
çerçeveleri demirden olan bazı ufak masalar var. Birileri bunları
hazırlamış ama kimin hazırladığı yazılı değil. İşe yarıyor
olmalılar. Biz gittiğimizde alanda sadece bir çoban iki köpeği
ve sürüsü piknik yapmaktaydı. Aracımızı yanaştırdıktan
sonra, camı açıp köpeklerin bizi "sürüye saldıran
kurt" olarak algılamaması için çobandan köpeklerini geri
çağırmasını rica ettik. Küçük bir koydu burası ama açık
dalgalara karşı savunmasız. Koyun kuzey ve güney uçlarında yıllar
içinde parçalanıp ufalanmış kayalıkların kalıntıları kalmıştı
geriye. Orta kesimde ise kaya filan kalmadığı için kabaran
dalgalar toprak parçasını koparıp yok etmekteydi. Piknik alanının
işe yaradığını ve yoğun olarak kullanıldığını biz geri dönerken
anladık. Masalardan boş olanı yoktu neredeyse.
Bağırganlı Kayalıkları
Bağırganlı'ya ister Safalı ister ise Seyrek yolu ile gidilsin
her iki taraftan da karşımıza çıkan ilk şey kayalık sahildir.
Bağırganlı sahilinde yer alan kayalıkların benzeri hiç bir
yerde yok gibidir. Ege kıyılarını boydan boya gezmiş birisi
olarak böylesi zevk veren bir yer görmedim ben. Aklımda kalan
sadece TRT-1'de izlediğim Antalya'ya bağlı Güzelyurt (2)
geliyor aklıma. Adeta Güzelyurt kayalıkları. Ne Kefken nede
Kerpe'de ki kayalıklarla benzeşir buradaki kayalıklar.
Bağırganlı Tatil Beldesi'nin yerleşimi oldukça ilginç. Hayır
planlama açısından demiyorum. Zaten planlama diğer yerlerde de
yok. Burada daha ilginç olan, yerleşim planı olarak, köylülerin
vaktiyle davarlarını yada koyunlarını otlatırken oluşmuş doğal
yolların kullanılması. Biz Bağırganlı'yı kayalık sahili
turlayıp görüntülerini alarak keşfetmek istedik bu kez. Amacımız
denize girip sıcak kumlarda güneşe hava basmak değildi. Burada
konutlaşma, beldeyi sekerek geçen yolun etrafında biçimlenmiş.
Koyun güney-doğu, ucu deniz seviyesinden yaklaşık 8-10 katlı
bir yapı yüksekliğine erişmekte ve koyun ucunda yüksekliğinin
en uç noktasına ulaşmaktadır. Aracımızı yolun deniz tarafında
olan düz alan park ettik. Aşağıya kayalıklara indik ve
ilerlemeye başladım. Ali Osman Bey kara tarafında tepeliklere doğru
ilerliyordu. Görüntülemeye çabaladığım manzara hayranlık
uyandırıcıydı. Değişik biçimlere bürünmüş, siyah, beyaz
yada yer yer yumurta biçiminde sarı renkli cüce yosunlarla
bezenmiş kayalar. Kaya yapısı toprak zeminde granit görüntülü
ama kısım kısım beyaz peynir misali delik deşik. Sanki iri
kocaman ağaç kurtları kayaları oymuşlar. Değişik şekiller
vermişler. Ama daha alt katmanlarda durum değişiyor. İnce
dilimlenmiş peynir misali ufalanan kaya dilimleri. Beyaz renkte.
Dayanımsız. Bu bölümün üstü ve daha alt kesimleri siyah
renkli kayalarla kaplı. Göründükleri kadar dirençli ve dayanımlı
olmayan bir tür. Ege kıyılarındaki kayaları andırmakta. Hava
koşulları, güneş, yağmur ve rüzgar bunları yıllar yada yüzyıllar
içinde adeta parçalamış, törpülemiş.
Kayalık kesim daha çok büyük bloklar halinde dümdüz. Teras
misali çok yer var. Deniz yüzeyinde, bir, bir buçuk metre yukarda
on metrelerce uzaklıkta uzanan kayalardan yapılmış bir alan
adeta. Arada kalan bazı bölümler ise parçalanmış, ovalanmış
ve geriye kırılıp dökülen kısımlardan sonra ilginç görüntülü
biçimler çıkmış. Ama her bir bölüm dikkat çekecek kadar
yuvarlak. Dalgalar keskin köşe yada köşelik yer bırakmamış.
Her bir uç, köşe yada çıkıntıyı bir şekilde yuvarlaklaştırmış.
Düz zeminde ilerlerken ana yapının baklava örneği, dilimli olduğunu
görüyorum. Biçimler baklava dilimlerini de andırıyor, kare biçimlerini
de. İşte dalgalar bu alanlarda etkili olmaya başlıyor anlaşılan.
Zaman içinde bu bölümlerin araları açılıyor, dalgalarla törpüleniyor
ve altları oyulan kısımlar aşağıya, dibe çöküyor. İlerlerken
zorluk çektiğim kısımlar da oluyor, üzerlerinden atlanamayacak
kadar aralanmış bölümler var. Güvenli taraflardan dolaşıyorum.
İleride bir kısım insan bir yerde kümelenmiş! Merak ediyorum ne
var diye!! Ummadığım bir güzelliği yaşadıklarını nereden
bileyim ki!
Rüzgar fazla ve dalgalar daha şiddetli olduğu zamanlarda sular
daha gerilere kadar geliyor olmalı. Kış koşullarında buraya
gelmedim. Aslında şimdi merakta etmeye başladım görüntüyü ve
bu kayalıklara çarpıp yükselen su zerreciklerini. Bembeyaz
renkte köpükler içinde. Çukur kesimlerde su birikintileri var.
Geldiğimi fark eden küçük küçük yengeçler hızla suya dalıyorlar.
Resimlerini çekmeye çalışıyorum ama daha kuytu ve karanlık köşelere
kaçıyorlar. Bölüm bölüm kayalık gölcükleri. Parçalanıp
deniz ortasında kalmış siyah renkli kaya parçalarının üzerinde
karabataklar yorgunluk atıyorlardı.
Doğal Havuz & İnleyen Kayalar
Görüntülemeye devam ediyorum. Yengeçleri görüntülemeyi başaramadım.
Radar gibi gözleri var. Doğrudan gözlerinizin içine bakan.
Yampiri yampiri suya dalıyorlar. Sahilde düz ilerleyen kayalıkların
gerisinde yer alan şekilli kayaların yüksekliği 20-25 metre var.
Ali Osman Bey, yukarılardan izliyor aşağısını. Kümeleşmiş
insanlara doğru gitmek istiyorum ama aralarda açılmış
oyuklardan geçmek olanaksız. Kıyıya doğru gidiyorum. Geçecek
yer arıyorum. Bulmak olanaksız gibi. Tek seçenek yükselen
kayaların arasından geçen dar bir şerit var. Keçi misali tırmanıyorum.
Düşme riski var. Fotoğraf makinemi boynuma asıp sürünerek geçiyorum
buradan. Şimdi öteki taraftayım.
Yaşları 15-18 arası olan gençler var havuzun etrafında.
Hepsi ayakta. Sırasıyla suya atlamaktalar. Aileler ve daha yetişkinler.
Onlar sadece izlemekteler gençleri. Ortada bir oyuk var. Doğal bir
havuz. Biçimi Antik Mısır resimlerindeki insan gözlerini andırıyor.
Derinlik iki üç metre var yok. Kenarları dik ve pürüzsüz gibi.
Suya atlamakta olan geçler. Aşağıda yüzenler. Yukarı çıkmak
için kuzey taraftaki köşede pürtüklü kısmı kullanıyorlar.
Havuzun doğu-batı tarafları geniş çatlaklarla devam ediyor.
Dalgalar kayalara vurdukça zemindeki su hareketleniyor. Ancak
denizin etkinliği yok bu havuzda. Alttan oyulmuş bölümlerden
deniz suyu burada tutsak olmuş durumda. Bazılarıyla konuşuyorum.
Bir genç daha kuzeye doğru ilerlersem çok daha ilginç bölümler
olduğunu söylüyor. Ama ilerlemek olanaksız. Burun tarafına geçmek
için mutlaka yukarıya tırmanmak gerek. Genişleyen çatlaklar kırılmış
ve geçişler olanaksız olmuş. Yukarıya tırmanacak yer arıyorum.
Uygun bir yer bulup tırmanmaya başlıyorum. Ali Osman Bey ileride,
en uçta bir yerde. İşaretle arabayı alıp geleceğimi
belirtiyorum. Arabamız gerilerde kalmıştı. Aracı ara toprak
yollardan dolaştırarak koyun bu kısımdaki en uç kısma
getiriyorum.
Kayalığın yüksekliği burada tepe yapmış. Kıyıdan 5-6
metre geride yazlık site ve konutlar var. Toprak yer yer denize doğru
akıp gitmiş. Derin çatlaklar oluşmuş. Kayalara güvenmek
olanaksız. Göçük tehlikesi her an olabilir ama konutlarda yaşayanlar
buna pek aldırış etmiyorlar anlaşılan. Bazıları araçlarını
kenarda kalan bu dar şeride park etmişler. Aşağıya doğru
yuvarlaklaşmış ve kademeleşmiş uca doğru iniyoruz. Koy gözümüzün
önünde. Koyun güney tarafında villalar kıyının hemen dibinde
dizilmişler. Kayalıkların bazı kesimlerine merdivenler döşenmiş.
Burada dalgalar pek etkin değil. Buradan koyun kuzey ucu ve daha
ilerisi görünüyor. Benzer kayalıklar aynı şekilde devam
ediyor. Koyu dolanıp kuzey ucu da gideceğiz. Kuzey ucunu ve daha
ilerisini görüntülemekte var işin içinde.
Koyun batı tarafını kirpik misali dolanan kumsal. Sayıları
az da olsa sahilde insan kümeleri. Kuzey sahili kayalık. Ama
kayalar daha ufak tefek. Bölünmüş parçalanmışlar. Kulağımıza
derinden gelen inleme benzeri sesler gelmekte. Çok farklı. Hiç
bir sese benzemiyor. Uğultu gibi ama ara ara. Biraz ürkütücü ve
ürpertici. Tanımlamakta zorlanıyorum. Merakla sesin nerden geldiğini
belirlemeye çalışıyoruz. Ses geliyor ve kesiliyor. Bir süre geçiyor
ve tekrar. Etrafta sadece uçuşan kıyı kuşları var, tepeli ve
renkli tüyleri olan. Daha aşağıya inmeye çalışıyoruz.
Kayaların araları boşluklarla dolu. Bazı bölümler sonsuz
dehlizler gibi. Aralarda parçalanmış kayalar sipsivri. Sesin
nereden geldiğini buluyoruz. Yuvarlaklaşmış en uçta bir yer
var. Dalgalar kayalara çarptıktan bir süre sonra ortaya çıkıyor.
Olasılıkla dalgalar kayaların altını oymuş ve içerde boşluklar
oluşmuş. Boşluğun içi su dolunca, boşluk içindeki hava sıkışıp
kalıyor. Sıkışan hava kayaların arasında bulduğu dar kırıklardan
farklı sesler çıkartarak dışarı çıkıyor. Tıpkı denize dalıp
çıkan balinaların püskürttüğü su gibi. Farkı buradakinin
ses olması. Bir süre oturup çıkan sesi dinledik. Değişik bir
ürperti ve duygu yüklüyor insana. Al sana korku filmlerinde
kullanabileceğin doğal çekim alanı.
Kayalık Tepede Piknik
Kıyıdan tekrar yukarıya tırmanmaya başlıyoruz. Kayalar arasında
olasılıkla Karadeniz sahil savunması için bir zamanlar yapılmış
betondan Savunma Mazgalları (3)
var. Makineli tüfek yuvaları olmalı. Karnımız acıktı. Yürüdük,
atladık, tırmandık, bir iki kez düştük. Düşene elde olmadan
gülünürmüş. Düşense elde olmadan kızgınlıkla gülme arası
bir duygu içersinde bulunurmuş. Düşene gülen olmadığı için
oturduğum yerde kendi kendime gülmüştüm. Kulağımıza zil
sesleri geliyordu. Kayalık yerde zil olmayacağı için etrafımıza
bakınmadık. Ses karnımızdan gelmekteydi. Hazırlığımız tamdı.
Aracın başına gidip bagajı açtık. Buzluğumuz silme yiyecek
dolu. Ekmek içi bir şeyler hazırladık. Harika kocaman bir sandviç.
Buz gibi kola ve gazoz. Geride şeftali ve biralarda var. Ben
kendime kayaların en ucunda, sandalyeye benzeyen bir yer seçtim.
Manzara iştah açıcı. Denizden esen rüzgar çıplak vücudumu
yalıyor serin serin. Işınlarını üzerime salan güneş tepemde
dikilmiş bulutsuz gök yüzünde. Sabahki yağmur bulutları alıp
başlarını daha kuzey taraflara gitmişlerdi. Terlemem, tepeyi hızlı
ve aceleyle tırmanmamdan. Bilerek yapıyorum bunu. Vücudumdaki tüm
toksinler terle çıksın diye. Ensemden terler akmaya başladığında
gerçekten kilo attığıma inanıyorum. Bu zevkli bir duygu. Elimi
ensemde gezdirdiğimde fışkıran terlerle ellerim nemleniyor.
Isırarak ekmek yemek çok zevkli. Araya buz gibi kola yudumları.
Zeytin çekirdeklerini denize doğru fırlatıyorum ağzımdan. Bir
gün zeytin ağacı olarak yetişsinler diye. Katkı sağlamak yani.
Ali Osman Bey yarım ekmek sandviçi mideye indirmiş. Ben pek
doymadım diyor. Bense susuzluğumu gideremedim. Sırada yarma şeftaliler
ve biralar var. Piknik molası çok harika. Aşağıdan doğal
havuza dalıp çıkan gençlerin sesleri dalgaların seslerine karışıyor.
Ufukta bulutlarla karışmış deniz yüzeyi. Kıyıda kayaları
biteviye döven çılgın dalgalar. Yer yer karabataklar avlanmakta
ve deniz yüzeyine yakın uçmaktalar. Bir kısmı ise denizde kalmış
kayalıkların üzerinde tek ayak üzerinde güneşlenmekteler. Tek
ayak üstünde olmaları cezalı olduklarında değil. Sadece kendi
tercihleri.
Bağırganlı Kumsalı
Piknik yaptığımız alandan geri gelip ana yola çıkıyoruz. Yol
dar ve toprak. Yolun sağ tarafı boylu boyunca park etmiş araçlarla
dolu. Resim çekmek için uygun bir yere park ediyorum. Ama sokaklar
başka bir hareketli. Bir yöne doğru. Herkes sahile doğru bakıyor
ve birbirine bir şeyler soruyor. Ne olduğunu anlamak için bizde
sahile bakıyoruz. Kumsalın ortasında bir yerlerde, dalgalara yakın
insanlar kümelenmiş. Gruba doğru her taraftan koşturanlar var.
Sanki bir tür spor eğitimi diyorum anlamsızca kendi kendime. Ama
insanların yüzünü fark edince farklı bir şey diyorum. Yanıma
yaklaşıp "Dürbününüzü kullanabilir miyiz?" diyen
kadınlara ne olduğunu soruyorum. "Boğulma olayı sanırız"
diye cevap veriyorlar endişeli ve titrek ses tonuyla. Herkes
"Aman benimkiler olasın" diye söylenmekteler. Dualar dökülüyor
titrek dudaklarından belli belirsiz.
Biz girişteki kayalıklarda görüntü çekmeye başladığımızda
uzaklardan gelen siren sesleriyle kulaklarımızı yola dikmiştik.
Tek gelen ambulans iki tane olarak geri döndüğünde sirenlerini
kapatmıştı. Doğum yada acil bir olay olmalı demiştik.
Kandıra'dan gelen yol kuzeye doğru ilerliyor. En fazla konutlaşma
batı yamaçlarında. Yolun altı ile deniz arasında kalan alan
kumsala dek dolmuş. Kuzey tarafta kalan ve koyun kuzey ucuna dek
uzanan kel tepede de yer yer konutlar ve villalar var. Ama araları
seyrek. Yolun ortasında dikine sahile doğru inen bir yol var.
Sahil kumsalının en gerisinden geçiyor. Bağırganlı Deresi (4)
üzerindeki köprüden sonra patika bir yol diğer sahile gidiyor.
Ana yol ise asıl Bağırganlı Köyü'ne doğru kıvrıla kıvrıla
çıkıyor. Kuzey tepede kalan bölüme ulaşmak için kıvrılan
yolun çok yukarısına çıkmak gerek. Akan suların ve sellerin
oyduğu toprak yollardan sekerek ilerlemek lazım. Arabayla giderken
dahi zorlanıyor insan. En iyisi aracı bir yerde bırakmak.
Tatsız Bir Olay
Sahilde Bağırganlı Deresi'ne yakın bir yere aracımızı park
ediyoruz. Sahilde, yolun taş duvarının hemen bitişiğine, iki
üç tane prefabrik baraka kondurulmuş. Yolun üstünde ise
kafeterya ve disko var. Salaş ve derme çatma. Prefabrik konutların
yakınlarında bir iki kamping çadırı. Yanlarında park etmiş
araçlar. 34, 54 ve 16 plakalı araçlar. Aklımda kalanlar. Ama 34
plaka daha fazla. Benim aracın da plakası 34 ya. Kalabalığa doğru
ilerlerken, insan kalabalığından, Jandarma erleri eşliğinde bir
grubun barakalara doğru ilerlediğini görüyoruz. Omuzlarda beze
sarılı bir şey taşınıyor. Biz buz gibi oluyoruz. Boğulma
vakası. Olasılıkla ölüm. Grup barakalardan sahile dönünce
geriye bekleyen Jandarma erleri kalıyor. Çadırların önünde ağlaşan
ve dövünenler.
Sahile gidince öğreniyoruz. Bir delikanlı anlatıyor. İstanbul'dan
günü birlik denize gelmiş bir aile. Birlikte denize girmişler.
Deniz bugün biraz fazla kabarık. Dalgalar daha yüksek. Hiç
birisi yüzme bilmiyormuş. Haliyle yürüyerek ileriye doğru açılmışlar
ve birden derinleşen deniz. Ardından yaşadıkları panik. Kıyıdakiler
olayı fark edinceye dek bir karmaşa yaşamışlar. Bir çocukları
ise daha geride kumsalda kalmış. Anne babayı kurtarmışlar ama
18 yaşındaki kızları boğulmuş. Geri giden iki ambulans anne
babayı hastaneye acilen taşımış. Gördüğümüz ambulanslar.
15 yaşında olan oğulları ise kaybolmuş dalgalar arasında. Onu
aramaktaydı denizde olanlar. Kıyıda kalan 16 yaşındaki kız çırpınmış
çaresiz kıyıdan olayı izlerken. Bizim gördüğümüz ağlayan kız
oymuş. Keyfimiz kalmıyor üzüntü ve kederden. Denize giren de
kalmamış. Her kes hüzünlü. Kimileri kumsalı terk etmekte.
Meraklılar ise hala aynı yerde beklemekteler. Gözleri denizde
dalgalara dikilmiş.
Karadeniz, Azgın ve Kızgın Deniz
Karadeniz ne Ege'ye ne Marmara'ya ne de Akdeniz'e benzer. Adı o
nedenle antik zamanlarda Eski Yunanca Pontus Euxene (5)
imiş. Ne demek bu Türkçe olarak. Azgın Deniz. Gerçekten de bir
kabardı mı nasıl hoyrat olduğunu bilemez insanlar. Onu tanıyanlar,
yanı başında yaşayanlar bilir; Terstir. Sinirlidir. Farklıdır.
Kıyısına hakim olunmasını kabullenmez. Sürekli olarak sualtı
şeklini değiştirir. Dalgaları ters döngü oluşturur. Alttan içeriye
doğru, karşı konulmaz kuvvetle geri çeker dalgalar, içinde
bulunanları. Zeminine türlü şekiller verir. Sığ sahillerde yanılır
onu bilmeyenler. Önemsemeyenler. Hele yüzme bilmeyenler. Yürürler
açığa doğru. Birden zeminde çukurlaşmalar olacağına, sakin
gelen dalga boylarının kendilerini yutabileceğine inanmazlar.
Karadeniz'in yazı kısadır. Bu kısa sürede ondan yaralanmak
isteyen yazlıkçılar Karadeniz ile nasıl yaşanacağını öğrenirler.
Onu ürkütüp korkutmak istemezler. Onu küstürmek istemezler.
Onun suyundan giderler. Ama uzaktan gelenler, günübirlikçi
tatilciler onu önemsemeyenler. İşte ne yazık ki üzüntü ve
kederi onlar yaşarlar en çok.
Sahile Yakın Bir Göl
Sahilin kuzeyinde akan dere hala temiz. Denizle birleşmesi kumlarla
engellenmemiş. Üzerinden derme çatma beton bir köprü ile geçiliyor.
Batıdan gelen akağının çevresi daha fazla yeşilliklerle
kendiliğinden çıkmış fundalık ve çeşitli bitkilerle çevrilmiş.
Güzelliği çok harika. Suyu bulanık. İçinde su kaplumbağaları
ve bazı balıkların yaşadığından eminim. Ama şimdilik. Evsel
atıklar ve kanalizasyonlar dereye akmadığı sürece.
Kuzey burnu ve yerleşim yerleri güney-batı tarafından farklı.
Konutlaşma "Ben yaptım oldu" biçiminde. "Bana ne
gerek yol" boş alan anlayışı ile gelişmiş. Öylece devam
ediyor. Özel konutlar ve villalar harika. Önlerindeki araçlarda
öyle. Evlere ulaşmak için ortaları oyulmuş toprak yollardan geçmek
gerek. Bu ise ayrı bir hüner geliştirme olayı sanırım.
Oturanlar bu konuda beceri geliştirmiş olmalılar. Ben ise
deneyimsizim. Önce sahilden buruna doğru gitmek istiyorum ama
gidemeyeceğimi öğreniyorum. Yağan yağmurlar yolu taş, moloz ve
pisliklerle doldurmuş. Yukarıdan, ana yoldan bir yerlerden dolaşmak
gerekmiş. Oradan dolanmayı deniyoruz ama nafile. Arabamızı bırakıp
yürüyerek gitmek istiyoruz. Bu kez de yürüyecek sokak bulamıyoruz.
Konutların aralarından sekerek ilerlemek gerek.
Yukarıdan inerken sol tarafta bir Göl çıkıyor önümüze.
Tam kıyısına batı tarafına konutlar dikilmiş. Göle nazır.
Bahçelerini göle sıfır yapmışlar. Bu göl, kendiliğinden oluşmuş.
Herhangi bir dere, çay yada kaynağa sahip değil. Sadece alt
zemini sert olduğu için biriken suların oluşturduğu bir gölmüş
sonradan öğrendiğime göre. Köylüler öyle söylemişlerdi. İnanılmaz
bir oluşum. Korunması gerek. Ama bu kimin umurunda. Güzellikler için
gittiğimiz yerlerde güzellikleri hoyratça tükettiğimizin farkında
değiliz. Kötülükleri ve yanlışları hep "Başkaları"
yapıyor her birimize göre. "Bizim dışımızda olanlar"
onlar. Biz asla bunu yapmayız! Kıyıdan sahili ters açıdan görüntüledikten
sonra uca varıyoruz.
Kuzey Kayalıkları
Kuzey sahili uzanıyor ta uzaklara dek. Hep kayalık. Biçim biçim.
Göz alabildiğine. Aman Allahım! Bu ne böyle doğa harikası! Bağırganlı
Kayalıkları asıl bu taraftaymış. Ne güzellik. Ne manzara böyle
uzanıp giden sahil boyunca. Dikkatimizi çeken, hayranlık duyduğumuz
her bir görüntüyü karelere sığdırmaya çabalıyorum. Ama ne mümkün.
Gözle gördüğümü kareye aynen aktarmak olanaksız. Bunu burada
görerek yaşamak gere. Bin bir biçimde oyulup şekillenmiş kayalıklara
dalgaların vuruşunu, çıkan sesleri, yükselen köpükleri
izlemek gerek, öylesine kıpırtısız.
Deniz yüzeyi üzerinde aşağıda oluşmuş düz kayalık kesim.
Denizin içinde parçalanarak kalmış bölümler. Bir kısmı üzerinde
karabatak kuşları. Denizin zaman içinde oyduğu ve biçimlendirdiği
büyük yarıklar karaya doğru hücum etmiş. Bir kısım bölümler
yüksek yada alçak burun şeklinde denize doğru bir yerlere
uzanmakta. Uç taraflara gitmek ürpertiyor insanı. Bazıları güneş
ışınları yağmur ve rüzgarla tarif dışı biçimler almış.
Bazı kesimler yüksek bazı kesimler ise daha alçak deniz yüzeyine
göre. Ama kara toprağına göre sahil boyunca kayalıklar beyaz
renkte. Bazı kayaların üzerleri desenler biçiminde sarı
yosunlarla kaplı. Uzaktan bakılınca kayalar üzerinde açmış
sarı çiçekleri andırıyor.
Bağırganlı Köy Mezarlığı
Yeni Bağırganlı koyunun kuzey yamacına doğru dik ama kıvrılarak
çıkan ana yol ileride Köy Mezarlığı'nın (6)
kuzey tarafından geçmekte. Mezarlık önünde bir baraka ve yalaklı
bir çeşme var. Mezarlığın içinde ve çeşmenin yanında ulu meşe
ağaçları. Bazıları sonradan kesilmiş. İri kökleri hala
mezarlığın içinde. Burası daha yukarıda. Aşağıda Göl,
sahil ve kayalık uç daha bir başka görünmekte.
Mezarlıklar her yerin özetini verir insana. Biçimi, içindeki
mezarlar. Düzeni ve bakımı oranın aynasıdır. Yönetimin ve
belde yöneticilerinin yüz aklarıdır. Mezarlıklar yazılı kanıtlardır.
Tarihi belgelerdir. İsteyen her kişinin alabileceği kadar bilgi
saklarlar bağırlarında. Almak isteyenler ünlü Babil'in Kütüphaneleri'ne
girmiş olurlar. Milyonlarca bilgi. Bakalım biz ne öğreneceğiz.
Mezarlığın düzenli bir dış duvarı var. Bakımlı değil ama iç
alanına, yakın zamanlarda çam ağaçları ekilip yeşillendirilmiş.
Ortalık diken ve yüksek otlarla dolmuş. Yürümek olanaksız.
Yeni mezarlar yola doğru daha yakına yapılmış. Mezarlık oldukça
tarihi. Bağırganlı'nın geçmiş kayıtlarının çoğu kırılıp
bir köşeye yığılmış. Bir çoğumuz için anlamı olmayan
Osmanlıca yazılarla dolu (7). Bazılarına
ise acımış olmalılar yerlerinde duruyorlar. Onların görüntülerini
alıyorum. Daha geniş zamanda yok olmadan ayrıntılı görüntüleri
alınmalı.
Türkçe yazılı daha eski mezar taşları arıyorum. Doğum ve
ölüm tarihleri ve diğer bilgilerin okunabildiği taşlar. İşte
bir tane. Karadenizli bir gence ait. Bilmem ne reis. Ölüm Tarihi
1914. Ama yazı nasıl Türkçe Latin harflerle yazılmış
olabilir? Cumhuriyete kadar Osmanlı harfleri kullanılmaktaydı! Başka
taşlar var. Türkçeler farklı bir ağızla kayda geçmiş ama ölüm
tarihleri yanıltıcı olmalı. Harf Devrimi'nden sonra dahi her
yerde Latin harfleri ile yazmak o denli yaygın değilken 1930lara
değin olan ölüm tarihli olan mezar taşları hep Türkçe Latin
harflerle yazılı. Taşlara Osmanlı mezar taşları biçimleri
verilmeye çalışılmış eskilerde. Bazı taşlarda ölüye ilişkin
daha ayrıntılı bilgiler yer almakta (8).
Eski Bağırganlı Köyü
Mezarlığın ilerisinde yolun üst tarafında etrafı fıstık çamları
ile süslü bir yapı ve bunun yanında diğer konutlar var. Yol küme
evlerin önünden daralarak batıya doğru ilerliyor. İleride köyün
damları görünmekte ağaçların arasında. Mezarlığın hemen
batı tarafından yeni Karadeniz Sahil Yolu'nun hafriyat çalışmaları
var. Burası belli bir eğimle aşağıda Bağırganlı Deresi'nin
aktığı vadiye doğru ilerlemekte ve vadiyi geçip Yeni Bağırganlı'nın
batı yamacının arkasından daha gerilere doğru gitmektedir.
Eski Bağırganlı, sessiz, gürültüsüz kendi halinde
kuzey-batı taraflarda yer alan düzlük tepenin üstünde. Köy
Meydanı'nda yol üçe-dörde ayrılıyor. Meydanında dört
kahvehane var. Önlerinde oturan her yaştan erkekler. Sigara
tellendiriyorlar, çay içiyorlar. Bize öylece, kayıtsızca bakıyorlar.
Pek yabancı gibi de davranmıyorlar. Kuzey tarafta yer alan kahveye
doğru yöneliyor ve aracımızı park ediyoruz. Bir masa bulup
oturuyoruz. Çayları söylemek için kahvecinin kim olduğunu
anlamaya çalışıyorum. Neyse çaylarımız geliyor. Ortalık pek
temiz ve pak değil. Ama bu kimin umurunda. Nasılsa yanımızda
Hanife yok. Ben burada çay içmem diyemeyecek. Meraklı gözlerle
bizi süzmekte olan, yan masadan biri köylüye öylesine bir şeyler
söylüyoruz ve bilgi dağarcığımızı genişletecek bilgiler
akmaya başlıyor.
Köyün kuruluşu oldukça eskilere dayanıyormuş. Ta Osmanlı
zamanlarının öncelerine. Burada ilk yerleşenler Akıcıların
yani öncü birliklerin aileleriymiş. Manav Köyü. Sonraları
Lazlar gelmiş buralara Karadeniz kıyılarından. Geçmişe ait
izleri Köy Mezarlığı'ndaki mezar taşlarından sürmek oldukça
kolay.
Tarım ve hayvancılıkmış başlıca gelir kaynakları. Balıkçılıkta
oldukça gelişmiş. Mısır ve Ayçekirdeği ekilirmiş bunların
yerini fındık alıncaya dek. Fındık dedim içimden. Destekleme
alımları, bedava paralar. Tembellik. Mevsimlik işçiler. Sefalet
görüntüleri. Yaşanılmayacak görüntülerin bir süre hakim
olacağı yol kenarları. Size de Diyarbakır ve çevresinden mi
geliyor fındık toplamaya mevsimlik işçiler diye sordum. Hayır
bize Kars civarından gelirler dedi bir genç. Gündelik 8 milyon TL
parya çalışırlarmış. Buralarda neden bu işi yapmazlar ki
dedim belli belirsiz. Ağam, nerede bulacaksın günde 8 milyon TL
yevmiye ile çalışanı bizim buralarda diye çıkıştı adeta diğeri.
İşler keko siz burada keyifte hanımlar ve kızlar bahçede
yada fındıkta olmalılar dedim sırıtarak. Birde yazlık olayı
çıktı. Sat arsaları, yan gel yat. Nasılsa birileri gelecek ve
parayı basacak. Neden çalışsın ki gençler? dedim. Yüzlerini
buruşturup adeta onayladılar. Ama bizler buradayız. Onlar başka
köşede. Bize karışmazlar. Bizde oralara pek gitmeyiz. Derdimiz
kente göç. Gençler burada pek gelecek göremiyorlar. Daha farklı
yaşam istiyorlar. Kızlar köyde kalan gençlere varmam diyorlar. Oğullarımıza
kız alamıyoruz köyden diye dertlendiler. Haklıydılar. Bir an
Liechtenstein, Avusturya ve Almanya'nın Frankfurt civarları geldi
aklıma. Oraları ziyaretimde onlarda benzer dertlerden yakınmaktaydılar.
Büyük kentlere olan genç akını. Ama sorunu tarımı makileştirerek
tarıma dönük sanayileri gerekli yerlere yaparak kısmen çözmüşlerdi.
Burada benzer olanaklar oluşturulamaz mı? Mısır, ayçekirdeği,
balık ve diğer tarımsal üretim birimleri, ara üretim tesisleri,
seracılık, süt ürünleri üretimi, çiçekçilik, hayvancılık
geliştirilebilir ve gençler geleceklerini bulundukları yerlerde görürüler
ve kente akmazlardı. Ama burası ne Hollanda ne de İsviçre. Bizim
kendi kurallarımız var.
Balıkçı Barınağı
Birileri araya girmiş. Uğraşmış ve Eski Bağırganlı Köyü'ne
büyük bir Balıkçı Barınağı'nın yapımını sağlamış. Ama
iş kendi halinde başlamış, yürümüş ve hala da sonlanmayı
beklemekte. Köyün içinde uzanan bir yol ile kuzeye doğru 10-15
dakika araçla ilerlemek gerek buraya ulaşmak için. Ama gitmeye ve
burasını görmeye değer. Balık mevsiminde Yeni Bağırganlı'dan
insanlar sürekli giderlermiş sabahın erken saatlerinde balık
almak için.
Yol delik deşik. Eskiden buraya denize dolgu yapmak için kaya
taşıyan ağır kamyonlar gider gelirmiş. Şimdi ise yapımı
devam eden Karadeniz sahil Yolu çalışmaları vardı ve durum aynısıydı.
Yol kenarlarında sürüyle terk edilmiş dev kamyon lastikleri. Dev
hafriyat kamyonları. Yer yer çamurlaşmış yol. Bir süre önce
yağan yağmurdan dolayı oluşmuş sellerin izleri yol kenarlarında.
Tepenin ucundan barınak göründü. Muazzam bir şey. İki aşamalı
mendirek yapılmış yada ilkinden sonra tekrar genişletilmiş.
Mendirek bir doğal koya kondurulmuş. Koyun güney ucunda tepesi çıplak
bir yer var. Buraya tırmanacağız ve genel görünüşü kaydedeceğiz.
Barınağın girişinde sağ kanatta bir kantar var. Arızalı
olmalı. Barınaktaki kızaklara çekilmiş kayıklarda hummalı bir
tamirat ve yenileme işi var. Çekiç sesleri, hızar gürültüsü.
Bazıları ise balık mevsimine hazır. Diğerleri kaderlerine terk
edilmiş. Barınağın batı ucunda, dere üzerindeki küçük köprünün
hemen ilerisinde bir tabela var. Resmini çekmem gerek ama bataklık
ve su dolu kesimi aşmam lazım. Nasıl aşacağım. Bir yolunu
bulmalıyım. Başardım. Levhada barınağa ait bilgiler yer alıyor
(9).
Barınağın kara tarafı blok halinde kara biçiminde betonlarla
kapatılmış. Güney tarafı hala moloz yığınları ile
doldurulmaya çalışılıyor. Tekneler daha çok bu tarafta kara çekilmiş
yada beton zemine bağlanmışlar. Daha geride kuzey tarafta
olanlarda var ama sayıları az. Teknelerin çoğu bu iç
mendirekte. Daha ileride denizden gelecek daha büyük dalgaları
kesecek olan dalga kıran var. Bu görüntüyü ancak güney tarafta
kalan tepeye çıkara elde edebiliyoruz. Görüntü enfes. Çok
harika.
Bu manzaranın önünde görüntü almasak eksik kalır. Çıkan
resme bakıyorum. Değme erkek dergilerindeki kapak pozlarından
fazlam sadece göbeğim. Yoksa havalı ucuz güneş gözlüğüm,
bermuda pantolonum, kemerimde yan duran cep telefonum ve ayaklarımdaki
spor ayakkabılar duruma çok uygun. Yakışıklı mıyım? Bana göre,
evet. Tabii bu göreceli bir yargı. Bir ben bulurum kendimi yakışıklı.
Bu konuda pek kamuoyu yoklaması yaptırmadım. Yaptırmak ta
istemem doğrusu, belki yargımı değiştirme durumunda kalabilirim
sonuçtan. Durup dururken niye keyfimi bozayım ki! Değil mi?
Soruma sadece göbekli dostların destek vereceğini de biliyorum
hani. Bu arada kırmızı eti kesmem lazım. Sadece tavuk kanat ve
balık. Yakında balık mevsimi de açılacak zaten.
Ayrılış
Hani şöyle bir bakalım da geri döneriz dediğimiz yerde iki
saattir gezinmekteyiz. Deniz ve yosun kokusu. Kıyıya yığılmış
balık ağlarından yükselen değişik bir koku. Bizi kendine yapıştırdı.
Çalışanları, kayık üzerinde bir şeylerle uğraşanları
izliyoruz. Dolaşıyoruz. Tepeden zor indik. Şimdi sahilden çıkamıyoruz.
Bize aldıran yok. Karada gezinen de olmadığından buraya ilişkin
bilgilerde eksik kalacak haliyle. Çok bekledik birisi ile laflayalım
diye ama gelen olmadı karaya. Ruhlarımız barınakta bedenlerimiz
arabada, camlarımız açık, geri dönüş yolundayız. Rüzgar
camlardan yalıyor bedenlerimizi. "Saçlarımız dalgalanıyor
rüzgarda" diyeceğimi sanıyorsanız, hayır. Yok böyle bir
şey. Saçlarımız oldukça kısa. Uzun saçın bakımını yapacak
ne sabır kaldı ne de vakit artık. Her orta yaş üzeri erkek
bilir. Kısa saç bir tür evrimleşmedir bizde. Gürültülü ve
Rock türü müzikle başlanılan gençlik yıllarından sonra Türk
Sanat Müziği'ne farkında olmadan dönüş örneği. Hep uzun saç
ile başlanır ve bir bakmışın sıkılıyorsundur iki haftalık
saçla kafanda.
Yeni Bağırganlı ve Eski bağırganlı'ya ait sayısal görüntülerimin
tamamını İnternet'teki adresime yüklemiş durumdayım. Umarım
beğenir ve zevk alırsınız. Benim gibi hissedeceğinizi
zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Buralara gitmek, o tepelere tırmanmak,
ter atmak, denizin o tuzlu ve yosunlu kokusunu yerinde duyup
hissetmek gerek. Benim yaptığım sadece bizim yaşadıklarımızı
aktarma. Şayet sizinde bir gün yolunuz düşerse buralara, evet
haklıymış diyeceksiniz. Keyifli izlemeler ve okuyuşlar dilerim (10).
Açıklamalar & Dip Notlar
(1). Limana giden yolun bir kısmında
Karadeniz Sahil Yolu yapım çalışmaları sürmektedir. Yol üzerinde
dev tekerlekli toprak taşıma kamyonlarına ve yola düşen toprağa
ve çamurlaşan yola dikkat edilmelidir. Geri
(2). Güzelyurt: Geri
(3). Savunma Mazgalları: Benzer savunma
mazgallarına bir çok yerde rastlamak olanaklı. Örneğin Kerpe
Capri'de. Bunların yapım yıllarını bilmiyorum ama, betonun pürüzsüz
ve granit benzeri kalınlığı ve sağlamlığı, günümüzde
betonarme yapım işleri ile uğraşanlara örnek olacak türden.
Anlatılır ki bir zamanlar SSCB'den, Karadeniz sahilleri yolu ile
gelebilecek olası ve beklenmedik saldırılara karşı, kıyı
savunması yapmak ve düşmanın karaya ayak basabileceği bir çok
benzer kıyı kesiminde bu tür savunma mazgalları yapılmış. Bu
mazgallar artık Askeri Alan'ların dışında kalmaktalar. Geri
(4). Bağırganlı Deresi: Bu derenin her
iki tarafı sazlık ve çeşitli bitkilerle dolu. Suyu bulanık ama
temiz. Daha evsel atıklar ve başkaca atık sular bulaşmamış
durumda dere suyuna. Daha gerilerde balık avlanabiliyormuş. Özellikle
batı tarafının manzarası oldukça çarpıcı ve çekiciydi. Geri
(5). Pontus Euxene: Antik Yunanca bir
kelime. Karadeniz'in antik adı. Böyle denmesinin açıklamasını
yapmaya gerek var mı? Aktarılır ki, binler belki de yüz bin yıllar
önceleri Karadeniz hazar Denizi ile birleşik daha büyük bir su kütlesiymiş.
Zamanla arada kalan kısımlar kurmuş ve iki ayrı iç deniz oluşmuş.
Geri
(6). Bağırganlı Köy Mezarlığı:
Buradan yolunuz geçerse, bir süre aracınızı durdurun. Araçtan
inip yalaklı çeşmeden buz gibi suyunuzu içi, burada yatanların
ruhlarına birer Fatih'a okuyun. Hem onlar memnun kalsınlar hem de
siz. Geri
(7). Yazıların hepsini okuyabilmem olanaksız.
Kolay okuyabildiğim tarihler, birde en başta yer alan kısa
kelimeler: Örneğin bazılarında şu bilgiler vardı; ???? - 1229,
??????? - O Artık Sonsuzlukta, Geri
(8). Bagı Allah Ruhumu Gabzet Revzeyi
Gennet Ahmet Kocaman D.T. 1329, Ö.T. 1968 Fatiha. D.T olarak Hicri
yıl verilmiş. Miladi yıl karşılığı 1911. Miladi-Hicri Takvim
Çevrimi: http://prayer.al-islam.com/convert.asp?l=trk. 1895 yılında
Sürmeneden gelme Sülogullarından Hasan Reis Ruhuna Fatihi Ölümü
1914.Bagi Allah-Memiş Kızı Garip Fatma Deniz-han-Ruhuna fatiha
D.T. 1872, Ö.T. 1948. Geri
(9). İşveren: DHL, T.C. Ulaştırma Bakanlığı,
Demiryolları Limanları ve Hava Meydanları İnşaatı genel Müdürlüğü,
İşin adı: Kocaeli Bağırganlı Balıkçı Barınağı İkmal
(Tamamlama, E.K.) İnşaatı, Müteahhit (Yüklenici Firma, E.K.):
(Bir bilgi yok, E.K.), Kontrol: DHL, 4. Bölge Müdürlüğü, İstanbul.
Geri
(10). Görüntülerim Webshots.com'un
sitelerine yüklenmektedir. Bağırganlı'ya ait görüntülerim ise
şu adrestedir. http://community.webshots.com/user/erkankiraz8
. Geri
Erkan Kiraz, 25/08/2002, Pazar, Şirintepe-İzmit, erkankiraz@yahoo.com
|