Bu hafta sonu gezip gördüğümüz yer, Ev & Bahçe
dergilerinde görebileceğimiz ve içimizin eridiği villa yada kır
evlerini gölgede bırakacak, İstanbul, Polenez Köy'de (1) bir
zamanlar var olan, Polonya asıllı köylülerin işlettiği kır
evlerinin görkemlerini yitireceği bir yer. İnsanın kendisini İsviçre
yada Almanya'da yerel özelliklere göre oluşturulmuş bir çiftlikte
hissedebileceği bir yer.
Ama tüm bunları hissetmek ve yaşamak için insanın gideceği
yeri bilmesi, bir yakın yada tanıdığının önermesi, geçerken
tabela yada levhasından görüp merak edebileceği yer olması
gerekir değil mi? Ama ne yazık ki güzel ortam ve mekanlarda
bulunmayı, doğa ile iç içe ama modern kolaylıkların sunulduğu
yerlerde hafta sonlarını yada bir iki günlerini geçirmek
isteyenlerin kolayca bilebilecekleri bir yer değil gittiğimiz yer.
Neden kolayca bilinebilecek bir yer değil sözünü edeceğim
yer? Neden ve sebeplerini daha sonra anlatacağım yada araştıracağım
bu yeri, ben nasıl keşfettim o halde? Ya da ne bileyim benim gibi
gezip dolaşmayı seven ve meraklı bir kişinin dahi böylesi bir güzelliği
keşfetmesi sadece anlamsız ve garip bir tesadüfe bağlıysa siz
nasıl bilebilirsiniz Yeşil Vadi Gür Çiftliği diye harika bir
yerin olduğu? Yada keşfedip bilenler neden aktarmamışlar yaşadıklarını
yakınlarına ve tanıdıklarına?
Neyse yazacaklarım benim ve ailemin ilk intibaları, düşünceleri
ve etkilenmelerinden oluşmuş bilgiler. İlk bölümlerde
yazacaklarımda deneyim, ön bilgi, yaşanmış bazı olaylar, bilip
gelenlerin aktaracakları bilgiler yok. Yazının en sonuna, burasını
bilip, gelip görenlerin olup olmayacağını araştırdıktan
sonra, varsa bilip görenler, onların deneyimlerini, yaşadıklarını
ve görüşlerini aktarmaya çalışacağım. Böylesi bir kapanışla
daha kabul edilebilir, gerçeğe daha yakın bir yazı kalemimden çıkmış
olacak.
Bu Hafta Sonu Ne Yapsam Ne Etsem?
Bu hafta sonu için programlı bir gezip dolaşma olayım olmayacaktı.
Zaten hava programı hafta sonunun yoğun yağışlı ve fırtınalı
geçeceğini açıklamış ve insanları uyarmıştı. Genelde hava
uyarılarını dikkate alırım. Cumartesi günümü evde geçirip
saat 17:00 sularında başlayan olasılıkla hızı 100 Km.yi geçen
fırtına ve tipi benzeri yağmuru evimin pencerelerinde izleyerek
geçirdim. Dışarıdaki ortamı, güvenli bir yerden izlemek çok
zevk vericiydi. Pazar günü de beynimizi bir haftadır okul alışverişi
için oyan büyük kızımız Bengisu'ya ayırmıştık. Alışveriş
merkezlerinden birisine gidecek günümüzü orada geçirecektir. Başkaca
bir şey olmayacaktı.
Alışveriş bitti. Zaten hava da alışveriş merkezine giderken
değişmiş ve düzelmişti. Öğleden sonrası bize kalıyordu. Dün
yakın dostumuz, Ülkü Koç (2) ile yarın gideriz dediğimiz bir
mekan konusunda muhabbetimiz olmuştu. Akmeşe Yolu'nda bir yer var,
kendin pişir kendin ye türünde, neresi tam bilmiyorum ama kardeşim
Erkan gitmiş çok beğenmiş diye söz ettiği bir yer. Oraya hava
güzel olursa gideriz demişti Ülkü. Ama ertesi gün eşi İrfan
vazgeçmişti gitmekten. Geri dönerken ben hadi gidelim, açık bir
yer bulabilirsek otururuz, en kötü durumda Kazımpaşa, Köşk'e
gider köfte-et yer geri döneriz. Yavaş yavaş gezerek gider dönerken
farklı yolla yine gezerek yol alırız dedim ve ver elini Uzunçiftlik
Sapağı.
Nasıl Gidilir?
Yeşil Vadi Gür Çiftliği'ne ulaşım iki şekilde olmaktadır.
Adapazarı Kazımpaşa Yolu ve İzmit Uzunçiftlik-Akmeşe Yolu ile.
Otoyolu kullanıp İzmit'e gelenlerin Köseköy Gişeleri'nden çıkış
yapıp İzmit-İstanbul yönüne döndükten sonra Uzunçiftlik Sapağı'ndan
Akmeşe Yolu'na girmeleri gerekir. Adapazarı Gişeleri'nden çıkanların
ise Adapazarı merkeze doğru ilerleyip, Serdivan Trafik ışıklarından
Kazımpaşa Yolu'na dönmeleri gerekir. Ardından Selahiye, Kuruçeşme,
Kazımpaşa, Meşeli, Uzunköy (Eceldere) ve Mahmudiye'yi geçtikten
sonra , Kazımpaşa Halk Otobüsleri'nin durak olarak kullandığı
Kızılcık köy sapağını geçmeleri gerekir. Bu kesimden sonra
Adapazarı Ovası biter ve İzmit Doğu Platasu'na tırmanış başlar.
Tepenin üzerinde Beşevler Köyü kuruludur. Tırmanışa geçtikten
beş yada altı yüz metre sonra yolun sol tarafında kalır çiftlik.
yani yolun güney tarafında.
En güzel yol İzmit Uzunçiftlik-Akmeşe Yolu'dur. Kenticiler Köyü
(3) sapağına dek yol mısır tarlaları ve ağaçlıklar arasında
ilerler. Buradan sonra ağaçtan tünel benzeri ortamlardan geçip
İzmit Bölgesi Doğu Platosu'na doğru tırmanır yol. İlk köy
Karaabdülbaki Köyü'dür (4). İkinci köy ise Sapakpınar'dır
(5). Ardından Akmeşe Üçyol ağzına varılır. Adapazarı yününe
doğru ilerlemek gerekir. Sapak sonrası sol tarafta bir benzin
istasyonu vardır. Adapazarı İl Sınırı'na dek İzmit'e bağlı
Süleymaniye Köyü'nün (6) içinden geçilir. Ardından bu yol üzerinde,
Sakarya İl Sınırı'ndaki ilk köye varılır. Adı Beşevler Köyü'dür
(7). Beşevler Köyü, İzmit Doğu Platosu'nun
(8) yamaçlarında
yer alan şirin, küçük bir Romanya Göçmenleri köyüdür. Köyden
hemen sonra Adapazarı Kazımpaşa Ovası'na doğru inmeye başlar
yol, kıvrıla kıvrıla. Adeta Ege sahillerinde yer alan ünlü geçitler
gibi. Köyden yaklaşık bir bilemediniz iki km sonra, yolun solunda
bir levha vardır. Üzerinde; "Yeşil Vadi Gür Çiftliği"
yazan. Sağ sinyalinizi verip giriş yoluna dalın. Karşınıza ahşap,
tak misali bir giriş kapısı çıkacaktır. İşte Çiftliğin
girişi.
Yanıltıcı Olan Ne? yada Terslik Nerde?
Çiftlik, Ne Çiftliği?
Arkadaşlarla dün yaptığımız muhabbette adı geçen yeri
bulamadık biz. Zaten mevsim kapandığı için kendin-pişir-kendin-ye
benzeri hizmet veren yerler kapanmıştı. Açık olan, yol boyu bir
kaç yeri de biz beğenmedik. Ve açız diye bağrışan çocukları,
tamam size Kazımpaşa'da (9) sürekli gittiğim Köşk'e
(10) götüreceğim
dedim. Ama acelemiz yoktu. Yol üzerindeki köylerde duraklayarak
ilerliyorduk. Beşeveler'i geçerken yol kenarında mısır soyan
kadınları görünce burada kısa bir mola verdik. Küçük kızım
Aybüke Beren, kadınlarla birlikte mısır soydu. Bize verilen mısırları
da bagaja teptik. Köye ilişkin bilgiler aldık. Muhabbet ettik.
Sonra arabamıza binip tatlı bir eğim alan yolumuza devam ettik.
Beşevler, İzmit'in Doğu tarafında yer alan platonun, en son
ucunda kurulmuş bir göçmen köyü. yerleşiklerin ataları
Romanya bölgesinden gelmişler. Eh bende ana tarafından Romanya göçmeniyim
ya. Akrabalarımı bulmuşum gibi geldi bana. Annemler, Ahmatlar
(Stefan Karadja) (11) köyünden gelmişler Derince'ye Mübadele
Muhaciri (12) olarak 1925'lerde.
Selahiye Köyü,
Köşk Köfte Salonu'nda Ziyafet
Sol salına salına, yılan gibi kıvrılarak inmekteydi ovaya doğru.
İnişte sağ tarafta bir tabela var. "Yeşil Vadi Gür Çiftliği"
yazan. Tabelalara pek önem vermiyoruz. Tabelada
"Restoran", Lokanta" yada "Motel" yazmadığı
için, tavuk çiftliği, at çiftliği yada mantar çiftliğidir
diye yorumlayarak yolumuza devam ettik. Nerden bilebilirdik ki çiftliğin,
Motel şeklinde hizmete veren apart benzeri bir yer olduğunu!
İniş yolunun orta yerlerinde bir yerde yolun alt tarafında,
solda bir kır evi ızgara yeri var. Çocuklara burada mola verip
yemek yememiz için çok ısrar ettiler ama ben onları Köşk Köfte
Salonu'na götürecektim. Beşevler Köyü'den sonra sırası ile
Mahmudiye Köyü, Uzunköy (Eceldere), Meşeli, Kazımpaşa, Kuruçeşme'yi
geçip Selahiye Köyü, batı yamacında bulunan Köşk'e ulaştık.
Üç yetişkin iki çocuk, üç porsiyon birer buçuk karışık et,
birer kase yoğurt, ortaya çoban salata, soğuk sular ve üç Coca
Cola, bir meyve suyu ile kapanış içeceklerimiz iki kahve ve iki
bardak çay için tam 28 Milyon TL ödedik. Bu kez fiyatların biraz
artmış olduğunu hissettik. daha önceleri oldukça çekiciydi
fiyatları, sanki porsiyonlarda daha öksüz doyuran cinstendi. bazı
farklılıklar olmaya başlamış galiba. Ama nelerin değişmiş
olabileceğine pek kafa yormak istemedik daha fazla.
İzmit'e Geri Dönüş Yolu
Dönüşte daha yavaş, geçtiğimiz köyleri geze geze, etrafa bakına
bakına ilerleyelim, vakit kalırsa Akmeşe'ye de sapar, orayı da
gezeriz dedim. Kazımpaşa'nın çıkışından itibaren ağaçlar
ve yeşillikleri içersinde kalan tek tük bireysel konutları yada
villaları hayranlıkla izleyerek ilerliyorduk. Beşevler yokuşuna
tırmanmaya başladığımızda, yolun solunda, ileride ağaçlar
arasında bir villa gördüm. Hanife'ye "Ne zevkli ve özenli
insanlarda var. Varsıllar hep sitelerde oturmuyor, bazıları da
gerçekten zevk sahibi kişiler." dedim.
Yolu tırmanıp villanın yanına yakın bir yerde durup ovanın
ve olanaklıysa villanın resmini çekmek istedim. "Yahu şu
zevkli insanların yaptırdığı villanın bir resmini çekeyim"
diye burada yer alan patika yola girdim. İlkin aracımı yol kıyısına
ardından patika yola çektim. Yolun aşağısında büyük bir ahşap,
tak benzeri giriş kapısı vardı.
Yeşil Vadi Gür Çiftliği &
Malikane
Yolun güney tarafı adam boyundan uzun mısır tarlası. Yemyeşil.
Üzerlerindeki mısırlar kurumaya yüz tutmuş. Aralarda tekerlek büyüklüğünde
kabaklar. Gür Çiftliği'ne inen yolun sağ tarafı ağaçlık ve
fundalık. Arabamızı ağaçların gölgesine bırakıyoruz. Giriş
kapısından içeri girdiğimizde kendimizi harika bir ortamda
buluyoruz. Kapının sağında ve solunda iki köpek var. Kulübelerine
yakın oturuyorlar ama hiç ses çıkartmıyorlar. İkisi de
zincirli. Bahçenin önünde bir levha var. "Havuza Gider"
yazıyor. Başkada bir şey yok. Aşağıya doğru inen yol Arnavut
Kaldırımı, parke taşları ile döşeli. Yolun kuzey tarafında
kalan küçük koru, eski traverslerle desteklenmiş ve bir tür
engel ile çit arası bir şey çıkmış ortaya. Bahçe yamaçta
olduğu için kademeli olarak iniyor aşağıya. Bahçenin içinden
yürüyüp evin kapısına gidiyoruz. Kapı kapalı. Ön tarafında
yer alan taraça benzeri balkon boş. Veranda da bazı kavanoz ve boş
kaplar var. Birisinde hıyar turşusu yapılmış. Villa iki katlı.
Alt kat taştan ama renk ve desen verilmiş. Geri kalan neredeyse işlemeli
ağaçlardan yapılmış. Vernikli yada özel boyalı. Yapının
duvarları Alman yada İsviçre evleri tarzında. Duvarlar sarı
renkte. Aralarda süslendirilmiş kahverenginde ağaçlar. Çatısı
bilinen dört köşe değil. İki taraflı indirme tarzında. Yapının
tam ortasında kule benzeri bir yer var. Çatı katına aydınlık
sağlayan bölme olmalı. Batı tarafta bir kapısı var. Giriş doğu
tarafta. Giriş kapısının güney tarafından başlayan L harfi şeklinde
bir balkonu var. Ama daha çok veranda gibi yapılmış.
Görüntüleme
Ben deklanşörümü çalıştırıyorum. Neresini çekmeli! Önemsenmeyecek
bir taraf yok. Hepsini çekmeli. Her güzellik kareye girmeli. Görüntülediklerimizi,
villa önünde çekilmiş bir toplu resimle mühürlemeli. Öyle de
yapıyorum. Köpekler öylece sessiz. Rahatsız eden yok. Etrafta
neredeyse çıt yok. Konutun etrafı süs bitkileri, çiçeklerle süslenmiş.
Peyzaj uzmanının elinden çıkmışa benziyor. Aralarda kalan bölümler
çim.
Etraf sessiz. Sadece doğanın sesi ve toprak kokusu. Az önce yağan
yağmurun oluşturduğu müthiş bir ozon kokusu var etrafta. Aşağıda
dört bölmeli işlik benzeri bir yer var. Korunun kuzey-doğu tarafında
ise bir konut. Önünde bir bayan. Bize doğru bir şey anlatmaya çalışıyor.
Sonra işlikte bisiklet binmeye çalışan bir çocuk ortaya çıkıyor.
Burasının ne olduğunu öğrenmek istiyoruz. "Burası bizim
evimiz." diyor (!). Ardından sadece; "Şu taraftaki yolla
gideceksiniz." diyor bize açıklama olarak. Sözünü ettiğin
yol nereye gidiyor diye sorduğumuzda, sadece "Havuza
gider." diyor.
Etraftaki güzellikten ve "Havuz gider" sözünden bir
şeyler çıkarmaya çalışıyoruz. Bizimkiler yürüyerek gitmek
istiyorlar işaret edilen yöne doğru. Ben geri dönüp arabayı alıyorum.
Köpekler sadece gözleri ile beni izliyorlar. Hatta kafalarını
dahi kaldırmıyorlar. Bizimkiler ağaçların altında, gelip geçen
araçların bıraktığı teker izleri arasında ilerliyorlar. İzlerin
geri kalan bölümleri çimenlik otluk. Yolun güney tarafı ağaçlık.
Ağaçların arasında bir grup kaz dinlenmekte. Onların gerisinde
üç adet kümese benzer kulübeler var. Özenle yapılmış ve düzenlenmiş.
Küçük havuz benzeri yerde su kurumuş yada susuz bırakılmış.
Ördek ve kazlar için yapılmış olmalı.
Yeşil Vadi Gür Çiftliği
Restoran ve Moteli
Ağaçlar arasında ilerleyen yol bumerang gibi bir kavisle yamacın
batı tarafına doğru ilerliyor. Güney taraf, aşağıya küçük
bir vadiye uzanıyor. Vadinin etrafı ağaçlarla kaplı. Bahçede sıra
sıra ekili genç kavak ağaçları. Vadinin daha güneyi ise yükselen
bir yamaç. Yamacın en ucunda Kızılcık Köyü'nün çatıları
ve konutlar etrafında yer alan ağaçlar görünmekte. Kızılcık
Köyü ana yoldan yaklaşık 2 Km yukarıda kurulu. Önümüzde
yamaca yaslanmış malikaneye benzer başka bir yapı. Yapının yol
tarafında uzanan, indirme benzeri başka eklenti yapılar var.
Restoran kısmı iki katlı. Batı tarafında başka bir indirme
var. Ön tarafında hayranlık uyandırıcı bir veranda. Verandanın
üstünde iki büyük pencere. Doğu tarafta tek pencere. Verandanın
ağaçları kalın ve işlemeli. İlk bakışta el işçiliği gibi
görünüyor. Adeta oyma. Verandanın altında plastik ve ahşap
masa ve sandalyeler. Başı bandanalı bir bayanla bir erkek
oturuyor masaların birisinde. Restoranın batı tarafında başka
bir koru. Ağaçlar meşe. Oldukça yüksek ve kalınlar. İndirme
tarzındaki eklenti yapıları tek katlı ama dört bölümden oluşmakta.
Her birisinin önünde süslemeli verandaları var. Toplanmış
sandalye ve masalar. Motel şeklinde yapılmış. Yan yana. Her
birisinin kendi kapısı var. Ön tarafta ise aynı yüzeyde büyük
bir havuz. Masmavi. Havuza doğru ilerliyoruz. Yamaçta yapılmış
ilave bir yapının üzerine oturtulmuş. Üç bölümlü bir havuz.
Çocuk kısmı bölümlü. En doğu ucu daha derin. Boyu yaklaşık
14-15 metre, boyu 7-9 ve derinliği de olasılıkla 1,65 ile 2.00
metre. Farklı farklı görüntüler aldıktan sonra oturmakta olan
bayana doğru yaklaşıyoruz. Ama ben gözlerimi verandanın ağaçlarından
alabilmiş değilim. Bayanda daha dikkatli bakma durumunda değilken,
ondan "Buyurun bir çay için." davetini alıyoruz. Ben
resimleri çekerken çaylar masaya gelmiş benim çayım soğumaya yüz
tutmuş bile. İkinci çayım hemen geliyor.
Veranda da
Bandanalı Bir Bayan ve Bir Erkek
Bayanın yanında kümeleniyoruz ve meraklı gözlerle nasıl bir
yerde olduğumuzu bize anlatmasını bekliyoruz. Hayranlık ve şaşkınlığımız
gözlerimizden ve yüzümüzden okunuyor. Diğer taraftan da gizli
bir takdir duygusu ve beğeni var dudaklarımızda. Soru yağmuru
altında bayan bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Burasının ne
olduğunu sorduğumuzda ise sadece Çiftlik diyor (!). Ne çiftliği?
Yani hafta içi yada hafta sonu gelip kalınan, havuza girilen apart
benzeri bir yer. Güneyde ve Ege kıyılarında kaldığımız apart
benzeri bir yermiş aslında. Anlattığından bunu anladık. Ama ne
bir yazı ne bir tabela var etrafta bunu anlatan. Onlara göre burası
Çiftlik. Bilenler biliyormuş (!). Buz yaz tatile gittiğimizde Kaş
ve Dalyan'da pansiyon, 4 yıldızlı otel ve apart otellerde kaldık.
Ama özellikle Dalyan'da dahi böylesi bir yere rastlayamadık.
Olacağını da zannetmiyorum. Dalyan'ın bakımlı, süs ağaçları
ile kaplı ve çiçekli pansiyon ve apartları neredeyse hiçbir
yerde yoktur. Ama ya fiyatlar ve hizmet?
Burası hakkında hiç bir deneyimiz yok. Haftaya gelecek, yaşayacak
ve bizzat öğreneceğiz. Gerçek fikrimiz ve değerlendirmemiz o
zaman olacak. Ortam yaşanır olması lazım. Elbette güzellik,
sessizlik, doğa ve yeşillik çok önemli. Ama işletmecilik yapılamıyorsa
insanın ayakları kesilir. Müşteriye yaklaşım ve davranış
profesyonelce olmalı. Kırmadan, ürkütmeden ama gönülden
sevgiyle bağlayarak yaklaşılmalı gelenlere. Tersi olduğu zaman
bizimde isteğimiz, hevesimiz kaçar. Ayaklarımız gitmez olur.
Bir Gece Kaça Patlar?
Fiyatlar Nedir?
O halde şayet sezonu kapatmadıysanız, biz haftaya burada bir gece
geçirmek üzere gelmek isteriz. Bize burada geçireceğimiz bir
gece ve iki gün yeme içme kaça patlar, ne ödememiz gerekir diye
soruyoruz. Bu senenin yağmurlar nedeniyle kısa geçtiğini söylüyor.
Pek istikrar alamadık diyor. İki kişilik yada süit oda için kişi
başına 15 milyon, kahvaltı dahil. Yemek olarak etin kilosu 15
milyon TL. İçecekler birer milyon. Ortalama bir kilo eti ancak 5-6
kişi yer. Salata, içecek ve et adam başı en fazla tutsun 5-6
milyon diyorlar. Bize bu oldukça makul geliyor. Ama, çocukların
adı hiç geçmedi. Onlar için ekstra bir ücret söz konusu oluyor
mu, örneğin yazın onlara havuza giriş ücreti talep ediliyor mu?
Söylenen ücretleri karşılaştırma için, daha yeni, 30 Ağustos'taki
üç günlük tatilimizde Karamürsel-İznik-Armutlu-Yalova
turumuzda ödediklerimi aktarmak isterim. İznik göl kıyısında
ki salaş motellere 50 milyon ödemiştik kahvaltı dahil.
Armutlu'da ise ondan farklı olmayan bir yere ise 30 milyon. Geçen
sene yine 30 Ağustos tatilinde Ağva-Kandıra-Akçakoca turumuzda,
Ağva ve Akçakoca'daki pansiyon bedelleri kahvaltı dahil adam başı
15-20 milyondu. Bu sene niyetimiz, Akçakoca yolu üzerinde, Kalkın
denilen yerde, Çamlık tepesindeki Çamlık Pansiyon'da bir hafta
sonu geçirmeyi planlıyorduk. Oraya da vereceğim para aşağı
yukarı bu bedeldi. Yazları havuza girmek ücrete tabiiymiş. Kişi
başı hafta içi 5 milyon, hafta sonları ise yedi buçuk milyon.
Çocuklar konusunda bir fikrim yok. Söylenmedi. Biz de dahil
olmayacağı düşüncesiyle sormadık. Ama bizim hep ısrarla üzerinde
durduğumuz, sevecenlik, sıcak ve tatlı yaklaşımdır. Güzellik
ve ortamın yaşama değerliği hep ikinci planda kalır. Bazen ücretin
yüksekliğini de önemsemediğimiz olur.
Sorular ve Cevaplar
"Verandanın ağaçları özeldir. Özbekistan'dan gelme. Dışları
kaplama. Burasının her şeyi benim ve eşimin elinden geçmiştir.
Yemeklerimizi ben bizzat mutfakta kendim yaparım. Sebze ve
meyvelerin neredeyse tamamı bahçe ürünü olur yazları. Burada gördüğünüz
ne varsa özenle tarafımdan düzenlenip yapılmıştır. Bu hale
getirmek için çok uğraşıp çaba sarf ettik. Ama yöre insanı
pek kıymet bilmiyor. Belki tanıtımında da pek başarılı olamadık.
Bu güzelliği takdir edecek insanlara kavuşamadık. Burasını
bilip gelenler de zaten etraflarında yeterince yeşillik olduğu için
pek takdir etmesini bilmiyorlar. Çoğu fiyatlara itiraz ediyor.
Gecesi 10 Milyon TL. olmaz mı diyenler var. Aşağıda Kazımpaşa'da
köftecilerde yediklerinin hesabına itiraz etmeyen insanlar, buraya
gelince ödeyecekleri hesabı sürekli tartışıyorlar. Tüm bunlar
beni ve eşimi yıldırdı. Neredeyse pes ettik. Artık hiçbir şeye
elimi sürmek istemiyorum, hiçbir şeye. Bu yıl da sezon çok kısa
geçti. Sürekli yağmurlar havuz girişine pek olanak vermedi.
Buralara gelip, beğenerek kalan bir kaç İstanbullu ve Ankaralı
konuklarımızdan sonra onların önerileri ile gelip bizi bulanlar
oldu ama bu yeterli olmadı."
Tüm bu bilgiler sorduğumuz çeşitli soruların cevapları sayılır.
Aklımda kalanları özetlemeye çalıştım. Restoran ve eklenti
yapıları gezerken her adımda, her bir özellikte bize aktardığı
ayrıntılı bilgiler bizi şaşkına çevirdi. "Tüm ağaç işçiliği,
taşların yerleştirilmesi, alanın temizlenmesi, arazinin düzenlenmesi,
görebildiğiniz her şey eşimin elinden geçti. Daha fazla ayrıntıyı
kendisi verebilir. Kendisine haber verdim. Geldiğinde konuşursunuz"
diyordu genç bayan.
Asiye Hanım
İzmit Yeni Turan'ın Arkasından
Yukarıpazar'dan
Adını, kaç yaşında olduğunu ve nereli olduklarını soruyoruz.
Adı Asiye'ymiş. Otuz iki yaşında (!). İzmit'te, Yeni Turan
Anaokulu'nun üst tarafında oturmaktaymışlar. Bu genç yaşta böylesine
bilgi birikimi ve beceri nasıl mümkün (!) diyoruz. Kendilerini
tebrik edip takdir sözcüklerimizi aktarmaya çalışıyoruz ama
uygun kelimeleri seçmek ve aktarmak zor gibi yapılanlar için.
Asiye Hanım bizi restoranın içine götürüyor. Kapıdan girişte
sol köşede büyük bir şömine var. Önünde bir sehpa. Üzerinde
eskilerden kalma bir şeyler özenle dizilmiş. Güzel bir örtü üstünde.
Şöminenin içine de bir şeyler yerleştirilmiş. Hiç bir süs eşyası
fazladan duruyor adeta. Batı duvarında, şömineye yakın, çapraz
olarak asılmış bir post derisi var. Duvarın dibinde, şöminenin
önünde L biçiminde bir koltuk takımı var. Tasarım ve düzenleme
harika. Hiç bir şey ne fazla görünüyor nede bir eksiklik
hissediliyor. Mutfağa, salonun tam ortasından açılan bir kapı
ile geçilmekte. Doğu duvarının dip köşesinden yukarıya bir
merdiven çıkıyor. Asma kata.
Üst kata çıkmadan önce, salonun batı duvarının köşesinde
bulunan kapıdan bir yere götürüyor bizi Asiye Hanım. Bir tür
Mahzen ama boş. Kuzey duvarının dibinden bir yerlerden su sızıyor.
Yapımda yalıtım yapılamamış sanırım. İçerisi harika
rutubet ve ozon kokuyor. Mahzenin pencereleri yok. Olsaymış çok
harika olurmuş. Burası Disko yada Diskotek benzeri amaçlar için
kullanılabilir. Bir iki havalandırma penceresi açılabilirse.
Duvarlarda sanki ince kemerler varmış gibi, süslenmiş, farklı
renklerle boyanmış.
Bilardo Salonu & Amerikan-Bar
Üst kat yarım balkon. Tam orta yerde harika bir Bilardo Masası. Kızlar
hemen masanın başına geçiyorlar ve toplarla oynamaya başlıyorlar.
Bir iki kez de topları yere düşürüyorlar. Istaka Askılığı
batı duvarına sabitlenmiş. Doğu duvarına yakın bir iki masa atılmış.
Masanın etrafına yeterince alan ayrılmış. Batı duvarı boydan
boya Amerikan-Bar. Tezgahın üzerine yine çeşitli eşyalar
dizilmiş. İri bir Wisky şişesi, maket tren, av bıçakları vb.
Asma kat korkuluğunun bar tarafına üç tane Binici Eyerleri asılmış.
En uçta olanı oldukça eski. Bilardo masasının etrafında yer
alan sandalyeler çocukluğuma götürdü beni. Hani evlerimizde
kullandığımız, düğün salonlarında, yazlık sinemalarda,
kahvehanelerde üzerlerine oturduğumuz eski ağaç sandalyelerden.
Bele gelen kısmı iki tahtalı, artası oyuk, oturma yeri düz dört
beş tahta ile kaplı, ayakları kare ağaçtan. Ayakları arasında
gerdirme teli olanlar vardı ya onlardan. Şimdilerde neredeyse hiç
bir yerde rastlanmayan o eski sandalyeler nerden bulunup getirilmiş
yada nasıl üretilmiş bilemiyorum.
Odaların İçi
Küçük kızımız Aybüke Beren, biz konuşurken sürekli olarak sözümüzü
keserek bir şey istiyor ısrarlar. Bir ara kulak veriyoruz. Odaların
içini görmek istiyor. "Görebilir miyiz, olanaklımı?",
"Tabii, memnuniyetle. Yalnız dönemi kapattığımızdan biraz
dağınık odalar" diyor Asiye Hanım. Dağınık denilen
odalara girince, sadece yatak çarşafları, nevresim benzeri şeylerin
olmadığını gözlemliyoruz. İki tür oda var. İkisi çift
yataklı, diğer ikisi süit. Aybüke Beren ile Bengisu süit odaya
bayılıyorlar. Kendilerine oda seçiyorlar. Biz burada kalırız
diyorlar. Burada da neredeyse her şey ahşap. Her birisi uyumlu ve
aynı desenlerle süslenmiş. Karyolalar ağaçtan. Sehpalar, kapı
ve pencereler. Süit oda daha bir görkemli. WC & Banyo bir
arada. Lavabo aydınlık penceresinin sağ tarafına yerleştirilmiş.
Her bir odanın önünde verandası var. Verandalara sarmaşıklar
sarılmış. Direkler arasında süslemeli kısımlar var. Ön
tarafta havuz ve gerisi yeşilliklerin bezediği yamaç ve vadi.
Daha ilerisi Kızılcık Köyü. Işıklar loş. Elektrikler gidip
geliyor. Akım düşüklüğü olmalı. Kaş'ta kaldığımız Ekici
Otel'in süit odasından daha özenli, temiz ve bakımlı. Tek farkı
TV, Telefon ve mini-bar.
Gür Ailesi ve Öyküleri
Asiye (32) - Yıldıray (36) Gür çifti dört kişilik bir aile. Oğulları
Efe (12), Kızları Seda (8) yanlarında. Yıldıray Bey, iki kardeşmiş.
Ağabeyi Kemal Atılay (42) birlikte inşaat işlerine girmişler.
Son zamanlara dek belli işler yürütmüşler Özbekistan'da. Özbekistan
ile bağları oradan. O nedenle Özbek el işleme ürünleri ve işlemeli
ağaçlar var burada. Daha önceleri LPG Tüp Bayiliği ve Sigorta A
Acenteliği işleri ile uğraşmışlar. Çocuklukları Gölcük-Kavaklı'da
(13) geçmiş. Aslen Seymen'denmişler
(14). Yıldıray Beyin annesi
Muhacir, babası Laz'mış. Eskiden, Döngel Belediyesi ve ardından
Bekirpaşa Belediyesi Başkanlıklarını yapan Abdullah Çakmak (15) akrabalarıymış.
Döngel'de (16) yazlık, mütevazı bir ev yapmak için bir yer
almayı çok istedik, ama olmadı, olamadı. "Ufak, şirin, mütevazı
bir evimiz olsun istiyorduk" diye ekliyor Asiye hanım.
"Aradık, araştırdık burasını bulduk. İlkin güzel, yaşanabilir,
zevkimize uygun bir yer yapalım dedik. İşte oturduğumuz evi yaptık."
diyor Yıldıray bey. "Böyle değildi ilk zamanlar. Biz
birbirimize bağlı bir aileyiz. Saygılı ve tutkun. Yapılanlarda
onlarında büyük emekleri ve katkıları var." Konutun ilk
zamanlara ait bir resmini, daha sonra malikanenin eşini gezerken gösteriyor
bize Yıldıray Bey.
Gür Çiftliği'nin Geçmişi & Öyküsü
Yıldıray Bey üzerindeki eşofmanlarla geliyor yanımıza. Tanışıyoruz.
Gerçekten genç. Bedenen dinç. Saçlarında pek ak yok. Yüzünün
sağ tarafında olasılıkla geçirdiği bir kazanın yara izleri
var. Alnında ve ağzının kıyısında olanlar daha bariz. Gülünce
ayrı bir hava katıyor yüzüne. Dikkat çekici. Ama bundan hiç söz
açılmıyor. Resim çekmeye kalktığımızda bu kıyafetle görüntüye
girmek istemem diye diretse de ısrarlarımıza karşı duramıyor.
Karelerde yerini alıyor. Beraber çekilmiş bir iki pozumuz da var.
Onları aile olarak da görüntülüyorum. Bence uyumlu harika bir
çift. Zevkleri ve düşünceleri uyumlu olmasa böylesi güzellikler
nasıl oluşturulup ortaya çıkabilirdi ki!
Dedikleri gibi ilk zamanlar kendilerine "Ufak, mütevazı
bir kır evi" yapmak için işe başlamışlar. Adapazarı Beşevler
Köyü'ne yakın bu yeri bulmuşlar. Arazinin tamamı 50 dönümmüş.
Her tür düzenlemeyi Yıldıray Bey planlamış. Evin önünde yer
alan dört bölmeli işliklerde hazırlanmış malzemelerin çoğu.
Bir marangoz tutulmuş. Planya benzeri makineler alınmış. Ağaçların
tamamı kendi denetim ve gözetiminde biçilip şekillendirilmiş.
Korunun kıyı duvarını oluşturan traversler ve Arnavut Kaldırımı
taşlarının öyküsü ise bir başkaymış. İzmit'e uzak olan bu
yerde çalıştıracak işçi bulamamışlar çevreden. Taşımalı
her gün İzmit'ten işçi getirmişler. Arazi ilk zamanlar çok
dikenli ve fundalıkmış. Arazinin çevre düzenlemesini de tuttuğu
30 adamla günlerce uğraşarak yapabilmiş. İlk zamanlarda bazı
tatsız olaylar yaşamışlar. Buraya elektrik ve su getirememişler.
"Sonra her şeyi bir şekilde çözümledim." diyor Yıldıray
Bey.
Amaçları iki kardeşin yaşayabileceği bir yer yapmakmış. İlk
ortaya çıkan ev daha küçükmüş. "Bu işe 1997 yılında
başladık. Ve iki yıl sürdü neredeyse. 1999 yılında havuzun
deneme işini yapacaktık. Tam deprem öncesi geceydi. Ertesi gün
deprem oldu. Ve yine her şey uzun süre öylece kaldı."
diyordu Yıldıray bey. Çiftlik (!) olarak işletmeye iki yıldır
devam ediyorlarmış. Neden Çiftlik? Bunun net bir cevabını
alamadım. Bu isim, Akmeşe-Adapazarı Yolu'nu kullanan insanlarda,
sıradan bir çiftlik düşüncesini oluşturmakta. Kanımca iyi bir
isimlendirme değil. Çiftlik denilince ya özel bir çiftlik, ya
mantar çiftliği yada ne bileyim tavuk yada at çiftliği oluşuyor
insanlarda. Bende aynı tarzda değerlendirmiştim ilkin.
Yeşil Vadi Gür Çiftliği'nin
Hizmet Dönemi
Yazın, üç aylık dönemde, Eylül ayına dek kır lokantası
benzeri hizmet vermekteymişler gün boyunca. Hafta sonları daha
kalabalık olabiliyormuş. Hafta içi yada hafta sonları gecelemeye
kalanlarda oluyormuş. Havuza talebin fazla olduğunu belirttiler.
Eylül ayında yağmurların artması ile işlerin ve talebin iyice
azaldığını belirttiler. Gelecek yaza değin hizmetlerini
kapatacaklarmış.
"Ama kanımca," dedim. "Böylesi bir yer sürekli
işletmede kalabilir. Hafta sonlarını burada geçirmek isteyen bir
sürü aile vardır zevk ve özen sahibi. Et Lokantası olarak da kışın
hizmet verebilecek bir yer burası." Ama çalıştıracak
eleman bulamadıklarından yakınmaktaydılar. "Şayet tanıtımında
başarılı olabilseydiniz, burada kimler kimler toplantı yapmak,
zevkli saatler geçirmek istemez ki diye önerdim. Bir çok farklı
etkinliğini burada geçirmek isteyecek insan grupları vardır."
dedim.
Ama bu güzelliğin duyulup bilinmemesine, böyle ıssız ve uğranılmayan
bir yere dönüşmesine yol açan nedenlerin neler olduğunu anlamak
hemen olanaksız. O anda insan düşünemiyor. Ama bir şeylerin
ters gittiği düşünceleri uçuşuyor insanın kafasında.
Toyota'dan bir çok kişinin geldiğinden söz ediyorlar bir ara ama
emin değiller. İzmit yada Adapazarı bayilerinden mi yoksa
fabrikadan mı gelenler! Burasını bilip tanıyanlarla görüşmem,
tanıyıp bilenlerin deneyimlerini ve bana aktaracaklarını
dinlemem daha ayrıntılı bir fikir verebilir. Nelerin ters gittiğine,
nelerin kabul görmediğine yada insanların ayaklarını, bu güzelliklerden
kesmelerine ne tür olayların yol açtığına dair belki bir şeyler
öğrenebilirim.
Malikanenin İçi
Yıldıray Bey, bizi konutun içini göstermeye götürüyor.
Arabadan inince gündüz sakin olan köpekler değişmiş. Üzerimize
doğru atılıyorlar. bahçeden geçip evin giriş kapısına
gidiyoruz. Ayakkabılarımızı çıkarıp içeri giriyoruz ardından.
Güney tarafta iki, pencere var. Batı duvarının kuzey köşesinden
ağaç bir merdivenle üst kata çıkılıyor. Giriş kapısının
hemen solunda pencere yakın köşede eski tip döküm bir soba var.
Soba grisi renkte. Şömine güney tarafa, batı duvarının köşesine
yakın yapılmış. Burada ki şömine de oldukça büyük. Mutfak
merdivenin girişinde. Ahşap ve süsleme her yerde hakim. Banyo
mutfağın sağında kalıyor. Fayanslar ve eviyeler olmasa burası
da neredeyse ağaçla giydirilmiş. Mutfak ile Banyo kapıları arasında
bir duvar aynası var. Çerçevesi süslü. Tavan kalın ağaçlar
üzerine oturtulmuş. İkinci kata çıkıyoruz. Merdivenin duvarında
iki üç Özbek erkek kostümü aslılı. Bayan kostümlerinden örneklerde
yukarıda yatak odasının yanlarında var. Her yerde Özbek şapkaları,
mendilleri ve çorapları. Renk renk desen desen. Batı duvarına kıldan
bir kilim asılmış. Yataklar tekli yan yana batı köşede.
Takaların güney tarafında bir kütüphane var. Kuzey köşede ise
çeyiz sandığını andıran bir sandık. Burada ki Banyo ve WC de
çok güzel düzenlenmiş ve süslenmiş.
Görüp Bilenlerin Aktardıkları
İntibalar & Görüşler
Dostumuz Ülkü Koç'un erkek kardeşi Erkan Baykal'ın buraya gelişi
tesadüf olmuş. Ortamı çok beğenmiş. Fiyatlar ve hizmet
konusunda, günü birlik ve kısa süreli bir mola verdikleri için
pek görüşü yoktu. Onu ve arkadaşlarını sıkan yada rahatsız
eden bir olay yaşamamışlar.
Toyota çalışanlarından burasını bilen, daha önceleri
buraya gidip de artık gitmeyen var mı şeklindeki araştırmam
farklı sonuçlar verdi. Burasını daha çok benim gibi, sessiz,
sakin ortamları, yeşilliği ve doğayı seven dostlarım keşfetmiş
olabilirlerdi. Bir de öneri üzerine gidenler olabilirdi. Öyle ya
hava atmayı seven kişiler Bodrum, Marmaris, Grand Marmara Oteli,
Balıkçı Restoranları varken neden böyle yerlere gelsinler di
ki!
Harun Ölmez (17) ve Özgür Dinçol
(18) burasını çok iyi
bilirlermiş. Dostum Harun Ölmez, Yıldıray Beyi bir yakını vasıtası
ile tanırmış ve bilgisi buradan kaynaklanıyormuş. "İlk
zamanlar neredeyse iki sene öncesi buraya ben çok gittim. Elimde
tomar tomar broşürlerini Toyota'da ve çevreme de çok dağıttım.
Tüm dost ve yakınlarıma önerdim. Çok kişi gönderdim buraya
diye aktarıyordu. Özellikle eşim çok beğendiğimiz için çevresine
tanıtımı için çok çaba sarf etti." diyordu Harun.
"Ama bir süre sonra istemez olduk, ayaklarımız gitmez oldu.
İşletmecilik anlayışındaki bazı farklı tarafları nedeniyle
soğuduk. Düzelme ve iyileşme göremediğimiz için de artık
gitmez olduk. Doğal olarak ta benim çevremde benzer şeyleri yaşadıkları
için gitmez oldular. Oraya benim kadar müşteri gönderen olmamıştır"
diye devam etti Harun.
"Ama bazı farklı yaklaşımlar yaşadık. Alkolün olmadığı
bu yerde, akşamları biz bira içebiliyorduk. Bir tür denetimli ve
göz altında. Ama bir hafta sonu sırf erkeklerden oluşan bir grup
geldi. Yanımızda Rakı içildi. Havuza girip çıktılar. Oldukça
hareketli ve neşeli bir gruptu. Bizi rahatsız eden onlara farklı
bir anlayışın gösterilmiş olmasıydı. Havuza giriş ücreti için
çocuklardan da yetiş ücreti talep edilmesi bizi de sıkıyordu
ama aldırmıyorduk ilkin. Ama bir dostumuzun havuza bir kez girip
çıkan çocuğu için ücret ödemesi, rahatsızlığımızın tepe
yapmasına yol açtı."
"Yemek servisini, Asiye Hanım yapardı. Ama bazen tabaklar
masalarımıza atılırcasına bırakılırdı. Bu ve benzeri yaklaşımları
önemsemesek de, bunlar zamanla bizi aşırı rahatsız etmeye başladı.
Benzer rahatsızlık ve şikayetleri burayı önerdiğim tanıdık
ve dostlardan da almaya başlamıştık. İki yıl öncesi fiyatları
ile etin ve köftenin kilosuna 15 milyon TL öderdik. Havuza giriş
ücreti ise hem yetişkinlere hem de çocuklara 5 milyon TL. idi. Şimdilerde
yeme içme, konaklama ve havuz ücretlerinin ne olduğunu
bilmiyorum. Zamanla biriken ve bizi artık rahatsız eden
olumsuzluklar sonucu buraya gitmeyi kestik. Dostlarımız ve tanıdıklarımızda
gitmez oldular buraya. Uzun süredir artık uğramaz oldum."
diye bitirdi deneyimlerini ve yaşadıklarını anlatmayı dostum
Harun Ölmez.
İşte yeni keşfettiğim Yeşil Vadi, Gür Çiftliği. Benim gözlemlediklerim,
izlediklerim, dinlediklerim ile birlikte burasını benden önce keşfetmiş
kişilerin görüşleri ve deneyimleri böyleydi. Bizzat gidip yaşamak,
görmek ve öylece bir kanıya varmak bence en güzeli. Ne dersiniz
görmeye ve bu ortamı yaşamaya değmez mi!
Görüntüler
Yeşil Vadi, Gür Çiftliği, Özel konut ve çevresine ilişkin görüntüler
ile Restoran ve Yüzme Havuzunun bulunduğu Motel kısmının görüntülerinin
tamamı http://community.webshots.com/user/erkankiraz11 adlı siteme
yüklenmiştir. Resimleri izledikten sonra aktardığımı tanımlamalarda
eksik gedik kaldığını düşünebiliriniz. Bunda haklıda
olabilirsiniz. Her bölümü ve her gördüğüm yeri tam olarak
aktarmada ve tanımlamada biraz geniş davranmış olabilirim. Yazından
sonra görüntüleri izlemek arada kalan eksiklerin giderilmesinde
yardımcı olacaktır. İyi izlemeler dilerim.
Dip Notlar ve Açıklamalar
(1). Polenez Köy: İstanbul'da Şile yolu üzerinde kurulu bir köydür.
İlk yerleşikleri Polonya asıllı olup günümüzde bu köy çevresinde
yer alan güzel restoran ve kır evlerinin çoğu köyle ilgisi
olmayan kişilerce işletilmektedir. Genç neslin neredeyse tamamı
Polonya'ya geri dönmüştür. Geri
(2). Ülkü ve İrfan Koç: Yakın aile dostumuzdur. Bir gün ara
ile evlendik. Dostluğumuz ve ailesel gidiş gelişlerimiz sürmektedir.
Gezmeyi ve iyi ortamlarda bulunmayı seven nadide dostlarımızdandır.
Geri
(3). Ketence yada Ketenciler Köyü: İzmit-Akmeşe Yolu üzerinde,
yola yaklaşık 1 km içerde, yamaçlarda yer alan bir Çerkez Köyü'dür.
Yerleşiklerin ataları buralara 1876'lardan itibaren, Kırım Savaşı
sonrası gelip yerleşmişlerdi. Köy nüfusunun neredeyse tamamı
kente bağlı yaşarlar. İşçi, memur yada serbest işle uğraşırlar.
Tarım ve hayvanlıkla uğraşan sayısı az gibidir. Birbirlerine
bağlı, Çerkez olamayan kişilerin pek yaşamadığı bir köydür.
Köyde bir Kafkas Kültür Derneği bulunmaktadır. Geri
(4). Karaabdülbaki Köyü: İzmit-Akmeşe Yolu üzerinde, ketence
Sapağı'ndan sonra yer alan ilk köydür. Köy bir göçmen köyü
olup, bakımlı, temiz ve düzenli bir yerleşime sahiptir. tarım
ve hayvancılıkla geçinirler. Köyde göçmen gelenekleri
hakimdir. bayanlar geleneksel siyah renkli giysileri ile dolaşırlar.
Yol üzerinde eski bir köy çeşmesi bulunur. Köye yeni bir cami
yapılmaktadır. Oldukça büyük bir cami. Çevre köy yerleşiklerini
de içine alabilecek denli. Geri
(5). Sapakpınar Köyü: Bu köy İzmit-Akmeşe Yolu üzerindeki
ikinci köydür. Karaabdülbaki köyü gibi bir göçmen köyüdür.
Köyde yol üzerinde gençlerin toplandığı ve vakit geçirdikleri
bir çeşme vardır. Yolun sol tarafında kalan mezarlık antik ve
tarihi bir mezarlıktır. hayvancılık ve sür ürünleri ile
ilgilenmektedirler. Yerleşim itibari ile diğer köylerden farklıdır.
Konutların çoğu eski tiptedir. caminin karşısında yolun hemen
yanında harika bir köy kahvesi vardır. Geri
(6). Süleymaniye Köyü: İzmit-Akmeşe-Adapazarı Yolu üzerinde
İzmit'e bağlı en uç köylerden birisidir. Bu köyden Ortaburun
ve Avluburun köylerine uzanan bir yol vardır. Geri
(7). Beşevler Köyü: Bu köy, Sakarya İl Sınırı'ndan sonra ilk
köydür. Yerleşikleri 1925'lerden itibaren Romanya-Türkiye arasında
yapılan Mübadele Anlaşması kapsamında Romanya'dan gelen göçmenlerle
iskan edilmiştir. tarım ve hayvancılıkla geçinmektedirler. Geri
(8). İzmit Doğu Platosu: İzmit'in kuzey tarafında yer alan dağlar
yaşlı ve yassıdır. Bölgede yer alan üç sıra yükseklikten
biricisi olan bu plato Akmeşe Yolu üzerinde Karaabdülbaki Köyü'nden
itibaren yükselir ve Adapazarı Beşevler Köyü'nden itibaren
ovaya doğru alçalır. Geri
(9). Kazımpaşa: Adapazarı'na bağlı bir Beldedir. Izgara et ve köfte
restoranları ile ünlenmiştir. Geri
(10). Köşk Köfte Salonu: Adapazarı, Kazımpaşa, Selahiye Köyü'nde
yamaçta kuruludur. Harika düzenlenmiş çevresi ve ahşaptan yemek
yerleri vardır. En beğendiğim ve fırsat buldukça gittiğim bir
mekandır. ,Geri
(11). Ahmatlar: Anne tarafımın göç ettiği Romanya da bir köyün
adıdır. Bugün bu kesim iki ülke arasında yapılan sınır anlaşmaları
sonucu Bulgaristan Topraklarında kalmıştır. Yeni adı Stefan
Karadja'dır. Geri
(12). Mübadele Muhaciri: Yerdeğişim Göçmeni. Türkiye ve diğer
ülkeler arasında yapılan ikili karşılıklı göç anlaşmaları
kapsamında Türkiye'ye yerleşen göçmenlerdir. Romanya ile yapılan
anlaşmada bu kapsama alınmıştır. Romen kökenli kişiler Türkiye
topraklarında olmamasına karşılık, Romanya'dan gelen göçmenlere
bu olanaklar sağlanmıştır. Geri
(13). Kavaklı: İzmit-Gölcük'e bağlı bir yerleşim yeridir. Körfez
kıyısında eskilerde bataklık olana arazi üzerinde kurulmuş
olan bu yerleşim yeri 17 Ağustos 1999 Depremi'nde en ağır kayıp
ve hasarı almıştır. Geri
(14). Seymen: İzmit Körfezi'nin güney-doğu ucunda yer alan küçük
bir yerleşim yeridir. Ama Bitinya Krallığı'ndan önce Astakos
Krallığı'nın başladığı yer olarak adı geçer. Roma, Bizans
ve Osmanlı zamanlarında Başiskele kıyısında yer alan limanı
dolayısı ile önemli bir yermiş. Geri
(15). Abdullah Çakmak: Önceki Dönemlerde İzmit Körfezi'nin güneyinde
yer alan Döngel Beldesi'nin ve Bekirpaşa Beldesi'nin Refah Partisi
kapatılmadan önce, bu partiden seçilmiş ve bu beldelerin
Belediye başkanlıklarında bulunmuştur. Geri
(16). Döngel: İzmit Körfezi'nin güney tarafında yer alan bir
beldedir. Geri
(17). Harun Ölmez. Toyota Adapazarı Üretim Kontrol Departmanı'nda
çalışan, doğayı ve denizi seven bir dostumdur. Gezip görmediği,
gitmediği yer neredeyse kalmamıştır. Bu alanda çok deneyimi ve
bilgisi olan bir kişidir. Geri
(18). Özgür Dinçol: Toyota Adapazarı Üretim Kontrol Departmanı'nda
çalışan bir dostumdur. Bu arkadaşımda gezmeyi ve güzel
mekanlarda bulunmayı sever. Geri
|